Türkiye'de Kadın

 
T.C.
AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü   
 
TÜRKİYE’DE KADIN  
  
MAYIS 2016
 
ANKARA
 
 TÜRKİYE’DE KADIN
 
I-GİRİŞ

 Türkiye Cumhuriyeti, kadınının konumu ve toplumsal alanda güçlenmesi için yapılan çalışmalar açısından dünyada istisnai ve özgün bir tarihsel deneyime sahiptir.  Kadınların ilerlemelerine ve güçlenmelerine ilişkin olarak günümüzde alınan bütün kararlarda ve uygulanan politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını görmek mümkündür.
 
Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen yıllarda gerçekleştirilen reformlardan; Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen, eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkânları sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu; kadınların yasal statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur.
 
Bunların yanı sıra kadınların yasal statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’te de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok Batı ülkesinden önce tanınmıştır.
 
Türkiye tarafından onaylanan Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) öncelikli olmak üzere; Avrupa Konseyi “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, Avrupa Sosyal Şartı, Çocuk Hakları Sözleşmesi, AB, ILO, OECD, AGİT gibi kuruluşların sözleşme, karar ve tavsiyeleri, 4. Dünya Kadın Konferansı Eylem Planı ve Pekin Deklarasyonu, Kahire Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Planı  hükümleri  iç mevzuatımızda esas alınarak  çalışmalar sürdürülmektedir.
 
Ülkemizin 10. Kalkınma Planı'nda Aile ile birlikte kadın haklarına odaklanılmış olup; Planda “kadın erkek fırsat eşitliği konusunda, başta istihdam ve karar alma mekanizmalarına daha aktif katılım olmak üzere şiddetin önlenmesi, eğitim ve sağlık konularında yapılan iyileştirmelerin sürdürülmesi ve uygulamada etkinliğin artırılması ihtiyacı devam etmektedir” tespitine yer verilmiştir.
Plan’ın Politikalar kısmında ise  “Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almaları, istihdamının artırılması, eğitim ve beceri düzeylerinin yükseltilmesi sağlanacaktır. Kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılabilmesi amacıyla özellikle erken çocukluktan başlayarak örgün ve yaygın eğitim yoluyla toplumsal bilinç düzeyi yükseltilecektir.” hedeflerine yer verilmiştir.
Ülkemizde, kadınların toplumsal hayatın her alanında çok daha aktif, üretken ve güçlü bir şekilde yer almalarını ve hak, fırsat ve imkanlardan eşit şekilde yararlanmalarını sağlamak, kadına karşı ayrımcılığı önlemek amacıyla ulusal mekanizma olarak kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü; 633 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ana hizmet birimlerinden biri olarak yeniden yapılandırılmıştır.
Bu yapılanmayla birlikte, kadınlara yönelik koruyucu, önleyici, eğitici, geliştirici ve rehabilite edici sosyal hizmet faaliyetlerini yürütmek ve koordine etmek görevini de üstlenen Genel Müdürlüğümüz faaliyetlerini daha etkin ve verimli bir şekilde sürdürmeye devam etmektedir. 
 
II- YASAL DÜZENLEMELER
 
 
  1. ULUSAL MEVZUAT
 
 
  1. Anayasa
 
Türkiye'de kadın-erkek eşitliği ilkesi; 2001 yılında Anayasa’nın 41. ve 66. maddeleri, 2004 yılında 10. ve 90. maddeleri, 2010 yılında ise yine 10. maddesinde yapılan değişikliklerle güçlendirilmiştir.
 

 
  • Anayasa’nın 10. maddesine;
2004 yılında: “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” hükmü eklenmiştir.
2010 yılında 10. maddenin ikinci fıkrasının sonuna: "…., bu maksatla alınacak tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz." ibaresi eklenmiştir.
 
  • 41. maddesine;
“Aile Türk toplumunun temelidir” ifadesinden sonra gelmek üzere “ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” hükmü eklenmiştir.
 
  • 66. maddesinden;
Türk vatandaşlığının düzenlenmesi ile ilgili eşitsizlik içeren hüküm çıkarılmıştır.
 
  • 90. maddesine;
"Usulü​Türkiye'de Kadının Durumu (İngilizce)ne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla ulusal kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda çıkabilecek ihtilaflarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır." hükmü eklenmiş, bu çerçevede CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi de ulusal düzenlemeler karşısında üstün konuma getirilmiştir.
 
  1. Türk Medeni Kanunu
 
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni Kanunu kadın-erkek eşitliğini gözeten; cinsiyet ayrımcılığına son veren; kadınları, aile ve toplum içerisinde erkeklerle eşit kılan; kadın emeğini değerlendiren bir düzenlemedir.
Yeni Medeni Kanun ile özellikle aile hukuku alanında bugüne kadar yaşanan gelişmeler, değişim ve ihtiyaçlar dikkate alınarak önemli değişiklikler yapılmıştır. Kanun ile getirilen başlıca düzenlemeler şunlardır:
 
  • "Aile reisi kocadır" hükmü değiştirilerek "evlilik birliğini eşler beraber yönetirler." hükmü getirilmiştir.
  • Eski Kanunda evlilik birliğini temsil hakkı, bazı haller dışında kocaya ait iken, Yeni Kanunda evlilik birliğinin temsili eşlerin her ikisine verilmiştir.
  • Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri hükmü getirilmiştir.
  • Kadına önceki soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı veren ve 1997 yılında yapılan değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.
  • Eski Kanunda yer alan eşlerin, çocukların velayetini birlikte kullanacağı, anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin velayeti birlikte kullanacakları hükmü getirilmiştir. Evlilik dışında doğan çocuğun velayeti anneye aittir.
  • Yeni Kanunda eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Ayrıca maddenin devamında "eşlerin meslek seçiminde evlilik birliğinin huzur ve yararını göz önünde tutması" gerektiği yer almıştır. (Eski Kanunda yer alan kadının meslek seçiminde eşinden izin alacağı hükmü 1990 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir).
  • Yeni Kanun, vesayeti kabul yükümlülüğünü sadece erkek ve koca için öngören maddeyi kadın-erkek eşitliğini zedelediği için tamamen kaldırmıştır.
  • Yeni Kanun mirasın taksiminde, tereke malları arasında yer alan ve ekonomik bütünlüğü bozulmaması gereken tarımsal taşınmazların hangi mirasçıya özgüleneceği konusunda erkek çocuklara kızlara nazaran öncelik tanıyan eski hükme yer vermemiştir.
  • Eski Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemişse geçerli olan kanuni mal rejimi "mal ayrılığı" iken, Yeni Kanunda "edinilmiş mallara katılma rejimi" getirilmiştir. Her eşin kendi adına kayıtlı mallara sahip olması esasına dayanan mal ayrılığı rejimi yerine, yeni mal rejimine göre evlilik birliğinin kurulmasından sonra her eşin karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerlerini (edinilmiş mallar) evliliğin sona ermesi ile eşler eşit olarak paylaşır. Kişisel mallar ve miras yoluyla intikal eden mallar ise paylaşıma girmez.
  • Eski Kanuna göre evin ve çocukların geçimi kocaya ait iken, Yeni Kanunda, "Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve mal varlıklarıyla birlikte katılırlar." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
  • Yeni Kanun ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiş ve 17 yaşını doldurma şartı getirilmiştir. Ancak hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.
  • Daha önce evlenme için müracaat yeri erkeğin oturduğu yerin evlendirme memurluğu iken Yeni Kanunda kadın veya erkeğin oturduğu yerdeki evlendirme memurluğu olarak düzenlenmiştir.
  • Genel hükümlere göre boşanmadan sonra nafaka davalarının açılma yeri davalının ikametgahı yeri mahkemesidir. Yeni Kanunda, boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkili kılınmıştır.
  • Yeni Kanuna göre tarafların talepleriyle boşanma davaları gizli celse ile yapılabilecektir.
  • Yeni Kanuna göre sağ kalan eş, ölen eşine ait olan, birlikte yaşadıkları konut üzerinde, kendisine katılma alacağı mahsup edilmesi, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa ya da oturma hakkının tanınmasını isteyebilmektedir.
  • Mirasın paylaşımında haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya miras bırakanın diğer yasal mirasçılarının birinin istemi üzerine mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınması imkanı getirilmiştir.
  • Aile konutu ile ilgili yapılan düzenlemede, eşlerden birinin diğerinin açık rızası olmadan aile konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlandırma getirilmiştir. Kiralık bir konut bile olsa diğer eşin rızası olmadan kira akdi fesih edilemez.
  • Evlilik dışında doğmuş ve soy bağı tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olanlara, baba yönünden, tıpkı evlilik içindeki çocuklar gibi eşit mirasçı olabilme hakkı getirilmiştir.
  • Yeni Kanuna göre 30 yaşını dolduranlar evlat edinebilirler. 18 yaşından küçükleri evlat edineceklerin çocuksuz olmaları koşulu kaldırılmıştır.
 
 
  1. Aile Mahkemeleri
 
Yeni Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesi ile birlikte Aile Mahkemelerinin kurulması konusu gündeme gelmiş ve hazırlanan "Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun" 9 Ocak 2003 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Bu Kanun ile, Aile Hukukundan doğan dava ve işlerin Aile Mahkemeleri tarafından görülmesi ve adli yargıda görevli, evli, çocuk sahibi, 30 yaşını doldurmuş ve tercihen Aile Hukuku alanında lisans üstü eğitim yapmış olan hakimlerin görevlendirilmesi sağlanmıştır.
Bu Mahkemeler, Aile Hukukunu ilgilendiren davaların yanı sıra Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun uygulanmasından doğan davalara da bakmaktadır.
 
  1. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacını taşıyan ve Türkiye’de aile içi şiddet kavramının ilk kez hukuksal bir metinde tanımlanmasını sağlayan 1998 tarihli 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da 2007 yılında değişikliğe gidilerek, Kanun’un kapsamı genişletilmiştir.
 
4320 Sayılı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ise 2008 yılında yürürlüğe girmiştir. Söz konusu düzenlemelere rağmen, uygulamada yaşanan sorunları bertaraf etmek amacıyla Kanunun ivedilikle yeniden ele alınması ve değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu kapsamda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) koordinasyonunda; sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Ankara Adliyesinde aile içi şiddet konusunda görev yapan Cumhuriyet savcıları, Aile Mahkemesi Hakimleri ve büyükşehir belediyesi olan 16 ilin baro başkanı ile düzenlenen toplantılar ve ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının yazılı görüşleri alınarak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hazırlanmış ve 20 Mart 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. “Şiddete İlişkin Yasal Durum”)
 
 
  1. İş Kanunu
 
10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren Yeni İş Kanununun getirdiği en önemli ilerleme işveren-işçi ilişkisinde cinsiyet dahil hiçbir nedenle temel insan hakları bakımından ayrım yapılamayacağıdır. Bu kapsamda;
 
  • İş sözleşmesinin yapılmasında, uygulanmasında ve sona erdirilmesinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapılamayacağı,
  • Cinsiyet nedeniyle eşit değerde iş için daha düşük ücret verilemeyeceği,
  • Cinsiyet, medeni hal ve aile yükümlülükleri, hamilelik ve doğumun iş akdinin feshi için geçerli sebep oluşturamayacağı,
  • İşyerinde işçinin, işveren, diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması halinde işçinin haklı nedenle işi derhal fesih hakkına sahip olduğu,
  • Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği,
  • Kadın çalışanlara verilen ücretli ve ücretsiz doğum izini ile süt izni sürelerine ilişkin hükümler Kanunda yer almıştır.
  • 6111 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigorta Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 25 Şubat 2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 6111 sayılı Kanun ile İş Kanununun 74. maddesinin birinci fıkrasında mevcut “Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam on altı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.” hükmüne “Kadın işçinin erken doğum yapması halinde ise doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılmayacak süreler, doğum sonrası sürelere eklenmek suretiyle kullandırılır.” cümlesi eklenmiştir.
 
 
  • Yeni istihdam imkanlarının sağlanması bakımından, 18 yaşından büyük ve 29 yaşından küçük erkekler ile 18 yaşından büyük kadınlardan;
 
 
  • Mesleki yeterlik belgesi sahipleri için kırk sekiz ay süreyle, sigorta primleri işsizlik sigortası fonundan karşılanacaktır.
  • Mesleki ve teknik eğitim veren orta veya yükseköğretimi veya Türkiye İş Kurumunca (İŞ-KUR) düzenlenen işgücü yetiştirme kurslarını bitirenler için otuz altı ay süreyle, uygulanır hükmü getirilmiştir.
  • Söz konusu teşviklerden Aralık 2015 itibarıyla 142.892 kadın faydalanmıştır.
 
 
  • İş Kanununun 13. ve 14. maddelerine  “Kısmi süreli iş sözleşmesiyle çalışanlar ile bu Kanuna göre ev hizmetlerinde ay içerisinde 30 günden az çalışan sigortalıların eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini 30 güne tamamlama yükümlülüğü 1/1/2012 tarihinde başlayacaktır.” cümlesi eklenerek kısmi çalışma süreli iş sözleşmeleri ile ilgili olarak hüküm getirilmiştir.
  • 23 Nisan 2015 tarihinde yürürlüğe giren 6645 sayısı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile İş Kanununu kapsamında değişiklik yapılarak eşi doğum yapan işçiye 5 gün babalık izni hakkı getirilmiştir.
  • 10 Şubat 2016 tarihinde yürürlüğe giren 6663 sayılı Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile, kadın çalışanlar ve ebeveynlerin özlük haklarını düzenlemeye ilişkin olarak aşağıda yer verilen düzenlemeler yapılmıştır.
 
 
  • Devlet memurlarının doğum nedeniyle ücretsiz izinde geçen süreleri derece kademe ilerlemesinde değerlendirilecektir
  • Yapılan düzenleme ile analık izninin bitiminden itibaren çocuğun hayatta kalması kaydıyla birinci çocuk için 2 ay, ikinci çocuk için 4 ay, üçüncü çocuk ve diğerleri için 6 aya kadar ücretli yarı zamanlı çalışma imkânı getirilmiştir. Çoğul doğumlarda bu sürelere birer ay ilave edilecektir. Çocuğun engelli olması durumunda 12 ay süre ile ücretli yarı zamanlı çalışma hakkı tanınmıştır.
  • İşçiler için çalışılan sürelere ait ücret ve pirim ödemeleri işveren tarafından ödenecektir.
  • Çalışılmayan sürelere ait yarım çalışma ödeneği; günlük miktar, günlük asgari ücretin brüt tutarı kadardır ve işsizlik fonundan işçiye ödenecektir.
  • İşçiler mevcut ücretsiz doğum izinlerini, ücretli yarı zamanlı çalışma süresinin bitiminde başlatabileceklerdir.
  • Çalışan ebeveynlere kısmi süreli çalışma haklarının düzenlenmesi yapılmıştır.
  • Çocuk mecburi ilköğretim çağına gelinceye kadar memur ve işçi ebeveynlere her bir çocuk için kısmi süreli çalışma hakkı getirilmiştir. Kamu ve özel sektörde iş ve insan kaynağı planlaması açısından ebeveynlerden biri her bir çocuk için bu haktan bir kez yararlanabileceklerdir.
  • Memurlarda olduğu gibi doğumda veya doğum sonrasında işçi annenin ölümü halinde babanın da kalan analık izni haklarından aynen yararlanması sağlanmıştır.
  • Evlat edinme durumunda doğuma bağlı söz konusu izinlerden kıyasen yararlanması sağlanmıştır.
 
 
  1. Türk Ceza Kanunu
 
Reform niteliğinde düzenlemeler içeren Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konusunda çağdaş düzenlemelere yer veren Kanundaki başlıca yeni düzenlemeler şunlardır:
 
  • “Kadın, kız ayrımı” biçimindeki tanım madde metninden çıkarılmıştır.
  • Cinsel suçlar, kişilere karşı suçlar başlığı altında cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar olarak değerlendirilmiştir.
  • Zorla ırza geçme ve zorla ırza tasaddi kavramları kaldırılarak yerine cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı kavramları kullanılmıştır.
  • Yapılan düzenleme ile eş üzerinde gerçekleştirilen ve cinsel saldırı suçunun nitelikli halini oluşturan davranışlara ceza yaptırımı getirilmiş, ancak bu durumda soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdur eşin şikayetine bağlı tutulmuştur.
  • Cinsel saldırının tanımı yapılmış ve cinsel saldırı suçunun temel şekli tanımlanmıştır.
  • Cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi bu suçun nitelikli hali olarak tanımlanmıştır.
  • 18.06.2014 tarihinde yapılan değişiklikle cinsel suçlara ilişkin cezalar arttırılmıştır.
  • İşyerinde cinsel taciz kavramı getirilmiş, cinsel taciz suçunun nitelikli halleri belirlenmiş; buna göre hiyerarşi ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanarak kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmıştır. Bu düzenleme ile sadece üst değil, çalışanlar arasında da cinsel taciz suçu düzenlenmiştir.
  • Dava veya cezanın ertelenmesini gerektiren etkin pişmanlık halleri düzenlenmiş, bu düzenleme ile kaçırılan veya alıkonulan ile sanık veya hükümlülerden biri evlendiği takdirde cezalarında indirim veya erteleme yapılması ya da bu cezaların silinmesinin mümkün olamayacağı hükme bağlanmıştır.
  • Kasten öldürme suçunun, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren nitelikli hallerinin düzenlendiği maddeye “töre saikiyle” ifadesi eklenerek töre cinayetleri faillerinin en yüksek ceza ile cezalandırılması kabul edilmiştir.
  • Haksız tahrik maddesi düzenlenerek bu maddeye göre haksız tahrikin ancak haksız bir fiil sonucunda meydana gelmesi durumunda uygulanmasına imkan veren bir düzenleme yapılmış; cinsel saldırıya uğrayan kadını namus gerekçesiyle öldüren aile bireyleri ve akrabalar ve diğer akrabaların haksız tahrik indiriminden yararlanamayacağı, her haksız fiilin de haksız tahrik oluşturmayacağı madde gerekçesinde açıklanmıştır.
  • “Kadının mağdur olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak bunun için, gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir.” hükmü getirilmiştir.
  • Cinsel saldırı suçunun ağırlaşmış halleri düzenlenerek, cinsel saldırı suçunun işlenmesi suretiyle mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasına neden olunması, daha ağır ceza ile cezalandırılmıştır. Yürürlükteki mağyubiyet kavramı kaldırılmıştır. Ruh sağlığı kavramı getirilmiştir. Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getirilmiştir.
  • Cinsel saldırı suçunun düzenlendiği maddede kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle suçun işlenmesi halinde daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar tanımlanmıştır.
  • Kasten yaralama suçu düzenlenmiş ve bu suçun üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesi suçun nitelikli hali olarak kabul edilmiştir.
  • “İşkence ve Eziyet” başlığı altında işkence fiilleri bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Suçun çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı işlenmesi halinde sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunmuştur. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu düzenlenmiştir ve cezalarda artırım ve işkence sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının verileceği belirtilmiştir.
  • Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması şikayete tabi tutulmuştur. Maddede evli olsun veya olmasın gebe olan eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış kadını çaresiz durumda terk eden, yani ona her türlü yardımı yapmaksızın ortada bırakan kişi cezalandırılmaktadır.
  • Fuhuş suçu düzenlenerek kişilerin ve özellikle çocukların fuhuşa teşviki, sürüklenmesi fiillerinin hangi koşullarda suç oluşturduğu hususunda düzenlemeler yapılmıştır.
  • Genital muayene bağımsız bir madde olarak düzenlenmiş, yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası getirilmiştir.
  • Reşit olmayan kişiyle cinsel ilişkide bulunmak bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
  • Çocukların cinsel istismarı fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. Cinsel istismarın üst soy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı üvey baba, evlat edinen, vasi gibi kişilerce uygulanması halinde verilecek cezalar yarı oranında artırılmıştır.
  • İnsanlığa karşı diğer suçlar içerisinde işkence veya insanlık dışı işlemlere veya biyolojik deneylere tabi kılmak, cinsel saldırıda bulunmak, zorla hamile bırakmak, zorla fuhuşa sevk etmek fiillerini işleyenlere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi ve bu suçlardan dolayı zaman aşımının işlemeyeceği hükme bağlanmıştır.
  • Kadın ve çocuk ticareti ile mücadele için düzenlemeler yapılmıştır.
  • Ayrımcılık suçu düzenlenerek insanlar arasında yürürlükteki kanun ve nizamların izin vermediği ayrımlar yapılarak bazı kişilerin hukukun sağladığı imkanlardan yoksun hale getirilmeleri cezalandırılmıştır.
 
 
  1. Devlet Memurları Kanunu
 
6111 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigorta Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile Devlet Memurları Kanununda yapılan düzenlemeler şunlardır:
 
  • 101. maddeye, “Ancak, kadın      memurlara; tabip raporunda belirtilmesi hâlinde hamileliğin yirmi dördüncü haftasından önce ve her hâlde hamileliğin yirmi dördüncü haftasından itibaren ve doğumdan sonraki bir yıl süreyle gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez. Özürlü memurlara da isteği dışında gece nöbeti ve gece  vardiyası görevi verilemez.” hükmü eklenmiştir.
  • 104. madde şu şekilde değiştirilmiştir: Doğumdan önce ve doğumdan sonra 8’er hafta olmak üzere 16 haftalık “aylıklı izin” kavramı değiştirilerek “analık izni” olarak adlandırılmıştır. Türk Medeni Kanununda erken doğum ile ilgili bir hüküm bulunmaz iken; “Doğumun erken gerçekleşmesi sebebiyle, doğum öncesi analık izninin kullanılamayan bölümü de doğum sonrası analık izni süresine ilave edilir. . Çoğul doğum olması halinde bu sürelere birer hafta ilave edilir. Doğumda veya doğum sonrasında analık izni kullanılırken annenin ölümü hâlinde, isteği üzerine memur olan babaya anne için öngörülen süre kadar izin verilir.” hükmü eklenmiştir.
  • “Memurun eşinin doğum yapması halinde, isteği üzerine on gün babalık izni …verilir.” hükmü getirilerek önceki yasada “Erkek memura, karısının doğum yapması sebebiyle isteği üzerine üç gün izin verilir.” hükmü değiştirilmiştir.
  • Süt izni süreleri yeniden düzenlemiştir. Eski düzenlemede “Bir yaşından küçük çocuğunu emzirmek için günde 1,5 saat izin verilir.” hükmü değiştirilerek  “Kadın memura, çocuğunu emzirmesi için doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saat, ikinci altı ayda günde bir buçuk saat süt izni verilir. Süt izninin hangi saatler arasında ve günde kaç kez kullanılacağı hususunda, kadın memurun tercihi esastır.” ifadesi getirilmiştir.
  • 108. maddeye;
 
 
  •  “Doğum yapan memura, 104 üncü madde uyarınca verilen doğum sonrası analık izni süresinin bitiminden; eşi doğum yapan memura ise, doğum tarihinden itibaren istekleri üzerine yirmi dört aya kadar aylıksız izin verilir.” hükmü getirilmiştir.
 
 
  • Evlat edinen memurların kullanabilecekleri izinler hakkında “Üç yaşını doldurmamış bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen memurlar ile memur olmayan eşin münferit olarak evlat edinmesi hâlinde memur olan eşlerine, çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden itibaren, istekleri üzerine yirmi dört aya kadar aylıksız izin verilir. Evlat edinen her iki eşin memur olması durumunda bu süre, eşlerin talebi üzerine yirmi dört aylık süreyi geçmeyecek şekilde, birbirini izleyen iki bölüm hâlinde eşlere kullandırılabilir.” hükmü getirilmiştir.
10 Şubat 2016 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6663 sayılı Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kadın çalışanlar ve ebeveynlerin özlük haklarını düzenlemeye ilişkin olarak aşağıda yer verilen düzenlemeleri yapılmıştır.
 
 
  • Devlet memurlarının doğum nedeniyle ücretsiz izinde geçen süreleri derece kademe ilerlemesinde değerlendirilecektir.
  • Çalışanların doğuma bağlı ücretli yarı zamanlı çalışma haklarının düzenlenmiştir.
  • Yapılan düzenleme ile analık izninin bitiminden itibaren çocuğun hayatta kalması kaydıyla birinci çocuk için 2 ay, ikinci çocuk için 4 ay, üçüncü çocuk ve diğerleri için 6 aya kadar ücretli yarı zamanlı çalışma imkânı getirilmektedir. Çoğul doğumlarda bu süreye birer ay ilave edilecektir. Çocuğun engelli olması durumunda 12 ay süre ile ücretli yarı zamanlı çalışma hakkı tanınacaktır. İşçiler için çalışılan sürelere ait ücret ve pirim ödemeleri işveren tarafından ödenecektir. Çalışılmayan sürelere ait yarım çalışma ödeneği; günlük miktar, günlük asgari ücretin brüt tutarı kadardır ve işsizlik fonundan işçiye ödenecektir.
  • Memurlar ve işçiler mevcut ücretsiz doğum izinlerini, ücretli yarı zamanlı çalışma süresinin bitiminde başlatabileceklerdir.
  • Çalışan ebeveynlere kısmi süreli çalışma haklarının düzenlenmesi
  • Çocuk mecburi ilköğretim çağına gelinceye kadar memur ve işçi ebeveynlere her bir çocuk için kısmi süreli çalışma hakkı getirilecektir. Kamu ve özel sektörde iş ve insan kaynağı planlaması açısından ebeveynlerden biri her bir çocuk için bu haktan bir kez yararlanabileceklerdir
  • Düzenleme ile prematüre doğumlarda, kadın memurlara erken doğum süresi kadar analık izni süresinin uzatılması hakkı düzenlenmiştir.
  • Memurlarda olduğu gibi doğumda veya doğum sonrasında işçi annenin ölümü halinde babanın da kalan analık izni haklarından aynen yararlanması sağlanacaktır.
  • Evlat edinme durumunda doğuma bağlı söz konusu izinlerden kıyasen yararlanması sağlanmıştır.
 
 
  1. Gelir Vergisi Kanunu
2007 yılında Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle; hane içinde kadınlar tarafından üretilen ürünlerin düzenlenen kermes, festival, panayır ile kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici olarak belirlenen yerlerde satılması sonucu kadınların elde ettikleri gelirler vergiden muaf tutulmuştur.
 
  1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
 
Kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan kadın çiftçilerin sigorta kapsamında sayılması için aile reisi olmaları koşulunun 4956 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun ve Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi, Yürürlükten Kaldırılması ve Bu Kanunlara Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun ile 2 Ağustos 2003 tarihi sonrasına uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Bununla birlikte 26 Ocak 2012 tarih ve 6270 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile söz konusu koşulun 2 Ağustos 2003 tarihi öncesi için de uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
 
 
  1. Diğer Yasal Düzenlemeler
 
 
  • Personel alımlarında cinsiyet ayrımcılığı yapılmamasına ilişkin “Personel Temininde Eşitlik İlkesine Uygun Hareket Edilmesi” konulu 2004/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi 22 Ocak 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • “Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” 16 Ağustos 2013 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • “Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik” 24 Temmuz 2013 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla 2005 yılında oluşturulan TBMM Araştırma Komisyonu’nun TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen Raporunu takiben, kadın erkek eşitliği, kadının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, toplumsal yaşamın her alanında kadının konumunun güçlendirilmesi ile kadına yönelik şiddetin önlenmesinin devlet politikası haline getirilmesinin açık göstergesi olan 2006/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi 4 Temmuz 2006 tarihinde yayımlanmıştır.
  • TBMM’de Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun (KEFEK) kurulmasına ilişkin 5840 sayılı Kanun 24 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • KEFEK, kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi ile kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik olarak Türkiye’de ve uluslararası alandaki gelişmeleri izlemek, bu gelişmeler konusunda TBMM’yi bilgilendirmek, kendisine esas veya tali olarak havale edilen işleri görüşmek, istenildiğinde TBMM’ye sunulan kanun tasarı ve teklifleriyle kanun hükmünde kararnameler hakkında ihtisas komisyonlarına görüş sunmak amacıyla kurulmuştur.
 
 
  • 7 Mart 2010 tarihli “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te çok sayıda iş ağır ve tehlikeli iş olmaktan çıkarılarak kadın ve gençlerin istihdamına ilişkin sınırlamalar kaldırılmıştır.
  • Kadınların sosyo-ekonomik konumlarının güçlendirilmesi, toplumsal yaşamda kadın erkek eşitliğinin sağlanması, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma hedefine ulaşılabilmesi için kadınların istihdamının artırılması ve eşit işe eşit ücret imkanının sağlanması amacıyla “Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması” konulu 2010/14 sayılı Başbakanlık Genelgesi 25 Mayıs 2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • 6111 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanunun 12. maddesine “Kız çocuklarının durum değişikliklerinin ortadan kalkması halinde, bu kişiler tekrar ilgili kanunlara göre bakmakla yükümlü olunan kişi sayılır.” cümlesi eklenerek kız çocuklarının sosyal ve ekonomik durumları korunmuştur.
  • 6111 sayılı Kanunun 51. maddesi ile; bu maddenin altında düzenlenen Ek 6 maddesi ile “Ticari taksi, dolmuş ve benzeri nitelikteki şehir içi toplu taşıma aracı işyerleri ile 4. maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenecek alanlarda kısmi süreli iş sözleşmesiyle bir veya birden fazla kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içerisinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 günden az olan kişilerin sigortalılıkları, bu madde kapsamında kendileri tarafından 30 gün üzerinden prim ödemeleri suretiyle sağlanır.” ifadesi eklenerek yine kısmi çalışma süreli iş sözleşmesi kapsamında çalışanların (taksi vb. sürücüleri ve sanatçılar) sosyal güvenlik hakları korunmuştur.
  • 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun ile doğum borçlanması kapsamı genişletilerek daha önce iki çocuk için geçerli olan doğum borçlanması üç çocuğa çıkarılmıştır.
  • 02.2015 tarihinde yayınlanan "Kredi Garanti Kurumlarına Sağlanacak Hazine Desteğine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Karar” da kadın girişimcileri destekleyen pozitif ayrımcılık içeren hükümler yer almaktadır. 2009 yılında yapılan düzenlemeyle uygulanmaya başlayan Hazine destekli kefalet sistemi kapsamında teminat sıkıntısı çeken KOBİ’lere Kredi Garanti Fonu A.Ş. (KGF) tarafından kefalet sağlanarak bu firmaların finansmana erişimleri kolaylaştırılmaktadır.
  • Bu çerçevede, kadın girişimcilerin de finansmana erişimlerini kolaylaştırmak amacıyla yeni bir düzenleme yapılmıştır. Söz konusu düzenleme ile kadın girişimcilerin kefaletten daha avantajlı koşullarda yararlanmaları sağlanmaktadır. Hazine destekli sistemde KOBİ kredileri için %75 olan kefalet oranı, kadın girişimcilerin kullanacağı krediler için %85 olarak belirlenmiştir. Söz konusu kefaletten 55 yaşını doldurmamış, en az ilkokul mezunu kadınlara ait, faaliyet süresi 2 yılın altında olan firmalar yararlanabilmektedir. Azami kefalet tutarı yararlanıcı başına 85 bin TL, bir risk grubu için ise 130 bin TL’dir.
  • 6284 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından, uygulamaya açıklık getirmesi ve uygulayıcılara yol göstermesi amacıyla Nisan 2012’de 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun Uygulanması Hakkında 2012/13 sayılı Bakanlık Genelgesi yayımlanmıştır.
  • 6284 Sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği ise ilgili kurum ve kuruluşların görüş ve önerileri doğrultusunda hazırlanmış, 18 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
  • Kadın konukevlerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Kadın Konukevleri Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik, ilgili tüm tarafların katkı ve katılımlarıyla hazırlanmış, 5 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
  • Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Hakkında Yönetmelik, ilgili tüm tarafların katkı ve katılımlarıyla hazırlanmış, 17 Mart 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
 
 
  1. ULUSLARARASI DÜZENLEMELER
 
 
  1. Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)
 
Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi CEDAW,  2. Dünya Kadın Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde, üye ülkelerin imzasına açılmıştır. Türkiye’nin 1985 yılında onayladığı Sözleşme, 19 Ocak 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
 
CEDAW’ın 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir dönemsel ülke raporlarını CEDAW Komitesine sunmak zorundadırlar. Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, Birleştirilmiş 2. ve 3. Dönemsel Raporunu 1997, Birleştirilmiş 4. ve 5. Dönemsel Raporunu 2005, 6. Dönemsel Raporunu ise 2008 yılında CEDAW Komitesi’ne sunmuştur. 6. Ülke Raporunun Temmuz 2010 itibariyle Komite’de savunulmasının ardından talep edilen Ara Dönem Raporu da 2012 yılı içerisinde sunulmuştur. Ülkemizin 7. Ülke Raporu tamamlanarak Kasım 2014 tarihi itibariyle CEDAW Komitesi’ne iletilmiştir.

CEDAW’a ilişkin olarak hazırlanan İhtiyari Protokol Türkiye tarafından 30 Temmuz 2002 tarihinde onaylanmış, 29 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İhtiyari Protokol ile taraf devletlerin CEDAW’ı ihlal etmeleri durumunda, kişilere ve gruplara CEDAW Komitesine başvuru hakkı tanınmaktadır. Protokol ile ayrıca uygulamaları denetlemek üzere Komiteye yapılacak şikayetleri kabul etme ve inceleme yetkisi tanınmaktadır.
 
 
  1. Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi)
 
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 7 Nisan 2011 tarihinde “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni kabul etmiş ve Sözleşme üye ülkelerin imza ve onayına sunulmuştur. Kadına yönelik şiddet alanında yasal çerçeve oluşturması ve bu alanda uluslararası bağlayıcılığa sahip ilk düzenleme olması açısından Sözleşme oldukça önemlidir. Sözleşme ile; fiziksel, cinsel, psikolojik şiddetin yanı sıra zorla evlendirme, ısrarlı takip gibi farklı şiddet türleri tanımlanmakta ve bunlara ilişkin yaptırımlar getirilmektedir.
Türkiye’nin de imzaladığı Sözleşme, 10-11 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen 121. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Toplantısında üye ülkelerin imzasına açılmıştır. Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun 25 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nde kabul edilerek 29 Kasım 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Böylece Türkiye, Avrupa Konseyi’nin ilgili sözleşmesini onaylayan ilk ülke olmuştur. Sözleşme 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Mayıs 2016 itibariyle Sözleşmeyi onaylayan ülke sayısı 21’e ulaşmıştır.
 
İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasının takibi amacıyla Taraf Ülkeler Komitesi ve GREVIO uzmanlar grubu oluşturulmuştur. GREVIO uzmanlar grubunun Türkiye adayı Prof. Dr. Ayşe Feride ACAR, Taraf Ülkeler Komitesi’nin 4 Mayıs 2015 tarihindeki toplantısında en yüksek oyu alarak seçilmiştir. Ayrıca; Eylül 2015’te gerçekleştirilen GREVIO’nun ilk toplantısında Prof. Dr. Feride ACAR oybirliğiyle GREVIO Başkanı seçilmiştir. Taraf Ülkeler Komitesi’nde ülkemizi temsil eden Avrupa Konseyi Nezdindeki Daimi Temsilcimiz de Taraf Ülkeler Komitesi başkanı olarak seçilmiştir.
 
 
 
 
 
III-TEMEL GÖSTERGELERDE KADIN
 
 
  1. EĞİTİM
1. Mevcut Durum
 
Eğitim, üretken ve kaliteli yaşamın önkoşulu olmanın yanında hem toplumsal hem de bireysel değişimin aracı olarak, toplumsal gruplar ve cinsiyetler arasındaki eşitsizlikleri en aza indirebilecek bir anahtardır. Kadınların toplumsal hayatta etkin rol üstlenmelerinde her düzeyde eğitim imkânlarından ve fırsatlarından eşit bir şekilde yararlanmaları son derece önemlidir.
CEDAW’ın eğitim hakkını düzenleyen 10. maddesi taraf devletlere, eğitimde erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını sağlamak için kadınlara karşı ayrımcılığı önleyen bütün önlemleri alma yükümlülüğü getirmektedir.
 
4. Dünya Kadın Konferansı sonucunda kabul edilen belgeler ile (Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı) kadının ilerlemesi ve güçlendirilmesi için öncelikle harekete geçilecek 12 kritik alan belirlemiş olup, bu kritik alanlardan birisi de “Kadın ve Eğitim”dir.
 
Ayrıca, Türkiye’nin, Binyıl Kalkınma Hedefleri, Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Birliğine üyelik başvurusu çerçevesindeki uluslararası taahhütleri de kadınların ve kız çocuklarının eğitimde erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını sağlayacak tüm düzenlemeleri yapması gerektiğini ortaya koymaktadır.
 
Türkiye, yukarıda bahsedilen uluslararası sözleşme ve belgeler ile eğitim hususunda politikalar geliştirmeyi, yasal düzenlemeler yapmayı, bu yasaları uygulamaya geçirmeyi ve kadın okuryazarlığını % 100 olarak gerçekleştirmeyi taahhüt etmiştir.
 
Milli Eğitim Temel Kanununun 4. maddesinde eğitim kurumlarının dil, ırk, cinsiyet ve din ayrımı gözetilmeksizin herkese açık olduğu, 8. maddesinde de eğitimde kadın erkek herkese fırsat ve imkan eşitliği sağlanması ifadeleri yer almaktadır. Buna paralel olarak İlköğretim ve Eğitim Kanununun 2. maddesinde de ifade edildiği üzere ilköğretim, öğrenim çağında bulunan kız ve erkek çocuklar için mecburi, devlet okullarında parasızdır. Söz konusu kanunda 2012 yılında yapılan değişiklikle, zorunlu eğitim süresi 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul ve 4 yıl lise eğitimini kapsayacak şekilde 12 yıl olarak düzenlenmiştir.
 
Türkiye’de okuma-yazma bilmeyenler 6 yaş ve üzeri nüfusun %3,69’unu oluşturmakta olup kadınlarda bu oranın yüksek olduğu görülmektedir (TÜİK 2015). Yıllar içinde okuryazarlık oranı sürekli artmasına rağmen henüz hedeflenen noktaya ulaşılamamıştır. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) 2015 yılı sonuçlarına göre 2.664.144kişi okuma-yazma bilmemekte olup bunların 2.191.867’sini kadınlar oluşturmaktadır. Okuma yazma bilmeyen kadınların %78.4’ü (1.717.989) 50 ve üzeri yaş grubundadır. 6-24 yaş grubunda ise okuma yazma bilmeyen 76.615 kadın bulunmaktadır.



Tablo: Okuma-Yazma Durumu ve Cinsiyete Göre Nüfus (6+ Yaş) 2015 Türkiye
 
Okuma-Yazma Durumu Toplam Kadın Erkek
Okuma-Yazma Bilmeyen 2.644.144 2.191.867 452.277
Okuma-Yazma Bilen 67.255.997 32.701.639 34.554.358
Bilinmeyen 597.642         300.203 297.439
Toplam 70.497.783 35.193.709 35.304.074
Kaynak:TÜİK Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı 2015 Sonuçları
* Yabancılar kapsama alınmamıştır.
 
(Okuma-yazma durumu bilinmeyenler göz ardı edildiğinde) 6 yaş ve yukarı nüfus içinde kadın okumaz-yazmazlık oranı %6,2, erkek okumaz-yazmazlık oranı ise %1,2’dir.
Okuma-yazma bilmeyen her 10 kişiden 8’ini kadınlar oluşturmaktadır. Yetişkin kadın nüfus içinde (+15) kadın okumaz-yazmazlık oranı ise %7,3’dür.
 
Genele bakıldığında, okuma yazma bilmeme oranı her iki cinsiyet içinde “genç yaş gruplarından ileri yaş gruplarına”, “kentsel nüfustan kırsal nüfusa” ve “Batı bölgelerden Doğu bölgelerine” gidildiğinde, artış sergilemektedir. Ancak, bu değişkenlerin her koşulda kadınlar üzerindeki etkisi erkekler üzerindeki etkisinden daha büyük olmaktadır.
 
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hazırlanan “Ulusal Eğitim İstatistikleri”ne göre 6 ve yukarı yaş grubunda bitirilen eğitim düzeyine ilişkin bilgiler aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
 
Tablo: Bitirilen Eğitim Düzeyi ve Cinsiyete Göre Nüfus (6+yaş) 2015 Türkiye
 
 
Bitirilen eğitim düzeyi Toplam Erkek Kadın
Okuma yazma bilmeyen 2.644.144 452.277 2.191.867
Okuma yazma bilen fakat bir    okul bitirmeyen 8.697.753 3.689.832 5.007.921
İlkokul mezunu 19.825.078 8.903.202 10.921.876
İlköğretim mezunu 10.690.444 5.314.047 4.009.122
Ortaokul veya dengi okul    mezunu 7.269.584 4.130.893 3.138.691
Lise veya dengi okul mezunu 12.990.847 7.436.617 5.554.230
Yüksekokul veya fakülte    mezunu 8.340.145 4.606.778 3.733.367
Yüksek lisans mezunu 641.210 372.049 269.161
Doktora mezunu 168.211 100.940 67.271
Bilinmeyen 597.642 297.439 300.203
Toplam 70.497.783 35.304.074 35.193.709
Kaynak: TÜİK ADNKS Eğitim, Kültür ve Spor Veritabanı 2015Sonuçları
* Yabancılar kapsama alınmamıştır.
 
Okul öncesi eğitim; isteğe bağlı olarak zorunlu ilköğretim çağına gelmemiş, 3-5 yaş grubundaki çocukların eğitimini kapsamaktadır. 2015/2016 öğretim yılı rakamlarına göre, okul öncesi eğitimde 3-5 yaş grubunda net okullaşma oranı toplamda % 33,26 olup, kız çocukları için % 32,87; erkek çocukları için ise % 33,63’dir. 4-5 yaş grubuna bakıldığında ise söz konusu oranın toplamda % 42,96; kız çocukları için % 42,36; erkek çocukları için ise % 43,53 olduğu görülmektedir. 5 yaş grubunda okullaşma oranına bakıldığında ise toplamda oran %55,48 iken kız çocukları için %54,16, erkek çocukları için ise %56,74’dür. Okul öncesi eğitime erişimde bölgeler arası farklılıklar halen belirgin düzeydedir[1].
İlköğretim kurumları; dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkan veren ortaokullar ile imam hatip ortaokullarından oluşmaktadır.
İlköğretim okullaşma oranlarında son on yıl içinde önemli artışlar olmuştur. 2005/2006 öğretim yılında ilköğretim kademesinde net okullaşma oranı toplamda %89,77 iken, erkek ve kız çocukları için sırasıyla %92,29 ve %87,16 olarak kaydedilmiştir.
2015/2016 öğretim yılına gelindiğinde ise toplamda bu oran %94,87 olmuştur. Erkek ve kız çocukları için sırasıyla oran ise %94,54 ve %95,22 olarak gerçekleşmiştir. Ortaokulda ise net okullaşma oranları toplamda %94,39, erkek ve kız çocukları için sırasıyla %94,36 ve %94,43’dür İlköğretimde cinsiyet oranı 2005/2006 öğretim yılında %93,33 iken; 2015/2016 öğretim yılında ilkokulda %100,57’ye, ortaokulda ise  %103,20’ye yükselmiştir. İlkokul düzeyinde okullaşma oranları iller arasında farklılık göstermekte olup kız çocuklarının net okullaşma oranının en düşük olduğu iller Gümüşhane (%74.56), Tokat (%89.71) ve Çankırı (%89.78) en yüksek olduğu iller ise Şanlıurfa (%98.53), Şırnak (%98.15), Mardin (98.07)’dir.
2015/2016 öğretim yılında ilkokul ve ortaokul düzeyinde öğrenci sayılarına bakıldığında; ilkokul düzeyine devam eden 5.360.703 öğrenci bulunmakta olup, bu öğrencilerin %48,8’ini (2.617.009) kız çocukları oluşturmaktadır. İlköğretimin ikinci kademesi olan ortaokul düzeyine devam eden 5.211.506 öğrencinin ise %49,4’ünü (2.576.094) kız çocukları oluşturmaktadır.
 
Ortaöğretim Genel Müdürlüğü verilerine göre ilköğretimden ortaöğretime geçiş oranı 2012-2013’te %90,1’dir. Ancak kız öğrencilerin ortaöğretime geçişi (%89) erkek öğrencilere (%91,2) oranla daha düşük düzeyde gerçekleşmiştir. Bu kaybın bölgeler arasında farklılıklar içerdiği görülmektedir. Ortaöğretime geçiş oranın en yüksek olduğu bölgeler Doğu Karadeniz (%97), Batı Marmara (%96,4) ve Doğu Marmara (%96,3); en düşük olduğu bölgeler ise Güneydoğu Anadolu (%77,8), Kuzeydoğu Anadolu (%80,8) ve Ortadoğu Anadolu (%84,4)’dur.
 
10. Kalkınma Planı’nda, Planının amaç ve hedefleri arasında “İlk ve orta öğretimde başta engelliler ve kız çocukları olmak üzere tüm çocukların okula erişimi sağlanacak, sınıf tekrarı ve okul terki azaltılacaktır.” ifadesi yer almaktadır.
 
Genel, mesleki ve teknik eğitim veren okul/kurumların tümünü kapsayan ortaöğretim kademesinde de okullaşma oranlarının son yıllarda sürekli olarak arttığı görülmektedir.
 
2005/2006 öğretim yılında ortaöğretim kademesinde net okullaşma oranı toplamda %56,63 iken, erkek ve kız çocukları için sırasıyla %61,13 ve %51,95 olarak kaydedilmiş;  2015/2016 öğretim yılına gelindiğinde ise toplamda %79,79 olmuş, erkek ve kız çocukları için ise sırasıyla %79,36 ve %80,24 olarak gerçekleşmiştir.
 
Ortaöğretimde kız çocukların okullaşma oranı açısından iller arasındaki farklar belirgindir[2]. Ortaöğretime devam eden 5.807.643 öğrencinin %47.53'ünü; işgücü piyasasına ara eleman yetiştiren mesleki ve teknik ortaöğretime devam eden 2.802.935 öğrencinin ise %32.39’unu kız öğrenciler oluşturmaktadır. Kız öğrencilerin çoğunluğu Kız Meslek Lisesi, Anadolu Kız Meslek Lisesi gibi öğrencilerin çoğunluğunu kızların oluşturduğu okul/kurumlara devam etmektedir. Anadolu denizcilik meslek liseleri, denizcilik meslek liseleri gibi liselerde kız öğrenci sayısının azlığı dikkat çekicidir.
 
Eğitimin temel kademelerinde sağlanan gelişmelere paralel olarak yükseköğretim kademesinde de önemli gelişmeler yaşanmıştır.
 
2004/05 yılında %16,60 olan toplam yükseköğretim net okullaşma oranının 2014/15 öğretim yılında %39,49'a yükseldiği görülmektedir. Kadınlar açısından bu oran 2004/05 yılında %15,10 iken 2014/15 öğretim yılında %41,10’a yükselmiştir. Yükseköğretim kademesinde cinsiyet oranı %90,15’dir.
 
2014/15 yılı itibariyle üniversitede eğitimini sürdüren 6.062.886 öğrencinin %45,9’unu kadınlar oluşturmaktadır. Lisansüstü düzeyde yüksek lisans ve doktora programlarına devam eden öğrencilerin ise %41,4’ünü kadınlar oluşturmaktadır.
 
Kadın oranı eğitim bilimleri (%68.5), sağlık (%62.6) ve el sanatları (%64.5) alanlarda yoğunken, mühendislik (%24.5), mimarlık ve inşaat (%33.1), veterinerlik (%29.1) gibi alanlarda da önemli ölçüde düşmektedir.
 
Akademik personelde kadının durumuna bakıldığında Profesör, Doçent, Yardımcı Doçent, Öğretim Görevlisi, Araştırma Görevlisi, Çevirici ve Okutman kadroları içinde kadın oranının birçok ülkeden daha yüksek olduğu (%42,9)  görülmektedir. Bu, çok önemli bir oran olmakla birlikte rektörlük (%9,7) gibi üst pozisyonlarda erkek egemenliği devam etmektedir.
Türkiye’de kadınları kapsayan örgün eğitimin yanında ve dışında, bilgi, beceri, meslek kazandırmaya ve bireysel ve toplumsal gelişmeyi sağlamaya yönelen yaygın eğitim etkinliklerinin çokluğu ve çeşitliliği dikkat çekicidir.
 
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)’nın mesleki ve teknik eğitim veren okul/kurumları aracılığıyla gerçekleştirdiği yaygın eğitim etkinliklerine ek olarak pek çok sivil toplum örgütü gönüllü olarak kadınlara yönelik okuma yazma, beceri ve meslek edindirme kursları vermekte, belediyeler ücretsiz benzer kurslar düzenlemekte, GAP İdaresi Başkanlığının Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM) ve ASPB’ye bağlı ADEM’ler yine benzer faaliyetlerde bulunmaktadır.
 
MEB 2015/2016 öğretim yılı verilerine göre yaygın eğitim kapsamında açılan kurslarda eğitim gören 8.700.576 kursiyerin 3.976.678’ini (%45,7) kadınlar oluşturmaktadır. Halk Eğitim Merkezlerinde açılan kurslardan faydalanan 5.238.797 kursiyerin %52.42’sini; Mesleki Eğitim Merkezlerinde açılan kurslardan faydalanan 209.236 kursiyerin %19.65’ini (MEB,2016); kadınlar oluşturmaktadır.
 
Eğitimciler
2014-2015 öğretim yılı verilerine göre;
 
  • Okulöncesi eğitimde görev yapan 72.228 öğretmenin % 94,6’sı (68.357),
  • İlkokul düzeyinde görev yapan 302.961 öğretmenin % 59,4’ü (180.253),
  • Ortaokul düzeyinde görev yapan 322.680 öğretmenin %54,68’i (176.448),
  • Ortaöğretimde görev yapan 335.690 öğretmenin ise %47.1’i (158.397) kadınlardan oluşmaktadır.
Son yıllarda ilköğretim kademesindeki kadın öğretmen sayısı önemli oranda artmıştır. Kimi koşullarda ailelerin kız çocuklarının okutulması ve eğitime devamı konularında ortaya çıkan direncin kırılmasında kadın öğretmenlerin olumlu etkisi bulunmaktadır. Öğretmenler ve okul müdürleri, öğrenciler için birer rol modeli olmaktadır. Bu açıdan kadın öğretmenlerin sayısındaki artış gibi kadın okul müdür ve müdür yardımcılarının da sayısının artması oldukça önem taşımaktadır.
MEB Strateji Geliştirme Başkanlığının Mayıs 2016 tarihli verilerine göre MEB bünyesinde merkez, taşra ve okul/kurumlarda kadrolu ve görevlendirme yoluyla çalışan 78.189 yöneticinin %16,21’i (12.678) kadındır.
Taşra teşkilatı yöneticileri sayıları çerçevesinde durum ise aşağıda belirtilmektedir:
 
  • 81 İl Millî Eğitim Müdürünün 1’i (%1,23),
  • 714 İlçe Millî Eğitim Müdürünün 5’i (%0,7) kadındır.
Okullarda görev yapan 28.299 okul müdürünün 2.238’i (%7,91), 1.936 müdür baş yardımcısının 115’i (%5,94), 37.042 müdür yardımcısının ise 7.431’i (%20,04)’ü  kadındır.
 
 
  1. Yapılan Çalışmalar
Kız ve erkeklerin eğitime eşit katılımını temin etmek hedefine ulaşmak amacıyla eğitim seferberliği başlatan Türkiye, kırsal kesimde okulu bulunmayan köy ve köy altı yerleşim birimlerinde bulunan ilköğretim çağ nüfusu ile ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarının ilköğretim hizmetlerine kavuşturulmasını sağlamak amacıyla yatılı ve pansiyonlu ilköğretim okulları açmıştır. 2015-2016 yılı öğretim yılı verilerine göre yatılı öğrenci sayısı 336.611 olup, 158.998'ini (%47.2) kız öğrencilerden oluşturmaktadır (MEB, 2016).
 
Okulu bulunmayan nüfusu az ve dağınık yerleşim birimlerinde bulunan ilköğretim çağındaki kız ve erkek çocuklar ile birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan okullarda bulunan öğrencilerin daha kaliteli eğitim-öğretim imkânına kavuşturulması, eğitimde fırsat ve imkan eşitliğinin sağlanması amacıyla, “Taşımalı İlkokul, Ortaokul ve Ortaöğretim Uygulaması” yürütülmektedir. 2015/2016 öğretim yılında 80 ilde yürütülen “Taşımalı İlkokul ve ortaokul Uygulaması”ndan yararlanan öğrenci sayısı 808.332 olup, 396.046’sını (%48.9) kız öğrencilerden oluşmaktadır.
 
Ülke genelinde taşımalı ortaöğretim uygulaması kapsamında 2015/2016 öğretim yılında 81 ilde 227.440 kız, 251.744 erkek olmak üzere toplam 479.184 öğrenciye taşıma ve yemek hizmeti verilmiştir (MEB, 2016).

Yoksul aile çocuklarına verilen yatılı eğitim hizmetlerinin yanı sıra, ilköğretim kurumlarının 6, 7 ve 8. sınıfları ile genel ve meslekî teknik orta öğretim kurumları için bursluluk hizmetleri de verilmektedir. Bursluluk hizmetleri ve Şartlı Eğitim Yardımı uygulaması ile; nüfusun en muhtaç kesimine dahil olan ailelerin çocuklarının temel eğitim hizmetlerine tam olarak erişimini hedef alan bir sosyal yardım ağı oluşturmak amacıyla Türkiye’nin her köşesinde karşılıksız eğitim yardımları yapılmaktadır. Kız çocuklarının okullaşma oranları ile ilköğretimden ortaöğretime geçiş oranlarını artırmak için, kız çocuklarına ve ortaöğretime devam eden öğrencilere verilen yardım miktarları daha yüksek tutulmuş olup ödemeler annelere yapılmaktadır. İlköğretimdeki kız öğrenciler için 40 lira, erkek öğrenciler için 35 lira, ortaöğretimdeki kız çocukları için 60 lira, erkek çocukları için 50 lira aylık ödenmektedir.
 
Uluslararası kuruluşlar, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları işbirliği ile yürütülen “Haydi Kızlar Okula”, “Baba Beni Okula Gönder”, “Kardelenler” gibi kampanyalar ve “Temel Eğitime Destek Projesi” gibi projeler ile kız öğrencilerin okuldan ayrılma oranlarının düşürülmesi, okuldan erken ayrılan kız çocukları ve kadınlar için eğitim programları düzenlenmiştir.
Bunun yanı sıra başta kadınlar olmak üzere insan kaynaklarının geliştirilmesi ve iş piyasasına giriş için ortaöğretim seviyesinde okullaşmanın arttırılması amacıyla 2009 yılında “Özellikle Kız Çocuklarının Okullaşmasının Artırılması Projesi” başlatılmıştır. Söz konusu projenin hedef kitlesini ilk ve ortaöğretim düzeyindeki kız çocukları, okulu terk etmiş veya terk etme riski olanlar, eğitime erişimi kültürel, maddi veya ailevi nedenlerle engellenenler, özellikle psikolojik rehberlik ve danışmanlıktan sorumlu olan öğretmenler oluşturmaktadır.
MEB tarafından yayımlanan 2010/38 sayılı “Özellikle Ortaöğretimde Kız Çocuklarının Okullaşması” Genelgesi ile kız çocuklarının okullaşma oranlarının arttırılması, ortaöğretime geçiş oranlarının yükseltilmesi, hiçbir kız çocuğunun eğitim dışında kalmaması amaçlanmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından 2011-2013 tarihleri arasında “Özellikle Kız Çocuklarının Okullaşmasının Artırılması Operasyonu (KEP-1)” yürütülmüştür. Bu proje ile özellikle kız öğrencilerin; ilk ve ortaöğretim düzeyinde okullaşma oranlarını artırmak, okul terk oranlarını düşürmek, iş gücünün mesleki beceri ve yeterliliklerini artırmak ve ailelerin eğitimin önemi konusunda bilinçlendirilmelerini sağlamak amaçlanmıştır.
 
Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından 2015-2017 tarihleri arasında “Özellikle Kız Çocuklarının Okullaşmasının Artırılması Projesi II (IPA)” başlatılmıştır. Proje ile başta mesleki ve teknik eğitim olmak üzere ortaöğretimin kalite ve kapasitesinin artırılması, özellikle kız çocukları ve kadınların mesleki becerileri ve işgücü yeterliliklerinin iş piyasasına erişim açısından artırılması yoluyla ortaöğretimdeki kız çocukları için okullaşma oranlarının artırılması amaç edinilerek; daha gelişmiş mesleki ve teknik eğitim programları, okul terkleri ve devamsızlığı konusunda daha etkili bir izleme sistemi, kariyer ve mesleki rehberlik hizmetleri, kamu kurumlarının ilgili personelinin eğitimi yoluyla mevcut hizmetlerin kalitesinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.
 
MEB tarafından yayımlanan 2010/31 sayılı Genelge ile okul öncesi eğitim hizmetinin etkin ve verimli şekilde yürütülmesi için çeşitli tedbirler oluşturulmuştur.
 
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2014 yılında başlatılan ve 24 ay süreli olan “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Teknik Destek” Projesi ile cinsiyet kalıp yargılarının olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak, toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sağlamak, okullarda kız ve erkek çocuklar için cinsiyet eşitliğini geliştirmek ve toplumsal cinsiyete duyarlı yaklaşımı bir tüm eğitim sistemine yerleştirmek amaçlanmaktadır.10 pilot il (Erzurum, Batman, Samsun, İzmir, Malatya, Şanlıurfa, Karaman, Mardin, Trabzon, Sivas) ve her ilde 4 okul olmak üzere toplamda 40 pilot okulda uygulanacak olan projenin hedeflenen sonuçları:
 
  • Okullar için Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Sağlamaya” yönelik, okuldaki eğitim-öğretim ve idari personel için kılavuz ve değerlendirme aracı niteliğinde  bir araç ve bu aracı kullanma kapasitesinin geliştirilmesi,
  • Tüm eğitim sektöründe  eşitlikçi  ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımının yaygınlaştırılması konusunda MEB’in kapasitesinin geliştirilmesi,
  • Merkezi ve yerel kampanyalar aracılığı ile öğrencilerin, ebeveynlerin, eğitim-öğretim personeli ve idari personelin eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalıklarının artmasıdır.
 
Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce başlatılan “İlköğretim Kurumlarına Devam Oranlarının Artırılması Teknik Destek Projesi” ile Türkiye’deki 12 yıllık zorunlu eğitimin ilk 8 yılını kapsayan ilköğretimdeki devam oranlarını artırmak olan projenin amacı, nitel önlem ve müdahalelerle ilköğretim kurumlarındaki devamsızlığı azaltmaktır.12 pilot ilde Söz konusu proje 12 pilot ilde (Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Muş,Şanlıurfa, Şırnak, Siirt,Van) uygulanmakta olan proje kapsamında planlanan sonuçlar :
 
 
  • Kapsamlı bir durum analizinden sonra, devamsızlık ile ilgili önlemler alınması ve yeni politika tavsiyeleri geliştirilmesi,
  • Mevzuat, risk türlerine göre geliştirilmesi yeni müdahalelere yasal temel oluşturma amacıyla gözden geçirilmesi,
  • Farklı risk gruplarının devamsızlıkları ile ilgili müdahale önlemleri belirlenmesi ve uygulamaya geçirilmesi,
  • Devamsızlık hususunda MEB personelinin kapasitesi ve tüm ilgili gruplarının farkındalıkları artırılmasıdır.
 
Hayat boyu öğrenme yaklaşımıyla toplumsal cinsiyet eşitliğini toplumun en temel birimi olan aileden ele alarak hem şimdiki kuşakların hem de bir sonraki ve daha sonraki kuşakların eşitlikçi biçimde eğitim fırsatlarını artırma açısından Aile Eğitimi Programı geliştirmiş ve “Aile Eğitimi Kurs Programı” ülke düzeyinde uygulamaya koyulmuştur. 0-18 yaş aralığında çocuk sahibi olan anne-babalara ve çocuğun yetiştirilmesinden, bakımından sorumlu kişilere eğitim, sağlık, gelişim, aile içi ilişkiler ve iletişim, olumlu davranış kazandırma yöntemleri, anne-baba tutumları, temel alışkanlıklar, cinsel gelişim, cinsiyet rolleri ve toplumsal cinsiyet eşitliği, haklar, ihmal-istismar, erken yaşta evlilik vb. konularında eğitimler verilmektedir. Aile Eğitimi Programı kapsamında 2013 yılında düzenlenen eğitim programına toplamda 120.382 kişi katılmış olup bunların 110.150’si kadındır.
 
Halk eğitim ve mesleki eğitim merkezlerinde kadınların, mesleki eğitim kurs programlarından yararlandırılarak istihdam edilebilirliklerinin; ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının artırılması ve gelir getirici meslek edinmelerinin sağlanmasına çalışılmaktadır.
2008 yılında kadın okumaz yazmazlığının ortadan kaldırılması amacıyla “Ana Kız Okuldayız Okuma Yazma Kampanyası” başlatılmış olup, proje kapsamında okuma-yazma bilmeyen en az 3 milyon kadınının okuryazar hale getirilmesi hedeflenmiştir. Kampanya kapsamında 8 Eylül 2008-8 Eylül 2012 döneminde okuma yazma kurslarına 2.590.446 kişi katılmış olup bunlardan 2.139.981’i okuryazarlık belgesi almıştır.
 
Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında öğretim programları, ders kitapları ve eğitim materyallerinin içeriklerinin, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin kalıp yargıları gizli ya da açık iletilerle öğrencilere taşıyarak onları geleneksel cinsiyet rollerine uygun davranışlara yöneltmesi açısından toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olması büyük önem taşımaktadır. Ders kitaplarından ayrımcılık içeren resim, ifade ve benzeri tüm öğelerin çıkarılması çalışmaları kapsamında 2012 yılında MEB’e bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarında okutulacak kitapların eğitimciler tarafından elektronik olarak değerlendireceği bir sistem geliştirilmiştir. Buna yönelik olarak aynı yıl Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği kabul edilmiş ve Yönetmelikte kitapların, temel insan hak ve özgürlüklerini destekleyen ve her türlü ayrımcılığı reddeden bir yaklaşım sunacağı ifade edilmiştir.
 
Bu çerçevede Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca belirlenen değerlendirme kriterlerinden biri de “verilen örneklerde ve kullanılan karakterlerde cinsiyet açısından makul bir denge gözetilmesi”dir.
 
 
 
 
 
 
  1. SAĞLIK
  1. Mevcut Durum
 
Türkiye, kadınların insan hakları konusunda taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve kabul ettiği uluslararası belgeler ile kadınların sağlık hakkına tam ve eşit erişimini taahhüt etmiştir.
CEDAW’ın 12. maddesi sağlık hizmetlerine erişime ilişkindir. Maddede, aile planlaması dahil sağlık hizmetlerinden kadın ve erkeğin eşit olarak yararlanması için Taraf Devletlerin alması gereken önlemler belirlenmektedir.
 
1994 yılında düzenlenen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı (ICPD) sonunda kabul edilen ve toplumsal cinsiyet eşitliği, kadının güçlendirilmesi, üreme hakları ve üreme sağlığı gibi konularda önerilerden oluşan Eylem Programı da Türkiye tarafından imzalanmıştır. Bu belge ile geleneksel ana çocuk sağlığı yaklaşımı terk edilerek, kadın ve erkeğin dahil olduğu ve tüm yaşam döngüsünü kapsayacak şekilde ele alındığı cinsiyete duyarlı bir üreme sağlığı anlayışı benimsenmiştir.
 
Pekin Eylem Platformu’nun düzenlediği 12 kritik alandan biri de “Kadın ve Sağlık”tır. 
2015 yılı Eylül ayında kabul edilen BM “Binyıl Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” arasında da 2030 yılına kadar “anne sağlığının iyileştirilmesi”, “anne ve çocuk ölümlerinin azaltılması”, “HIV/AIDS, kızamık ve diğer hastalıklarla mücadele edilmesi”, “cinsel ve üreme sağlığı hizmetlerine evrensel erişimin sağlanması” ve kadınların eşit hak ve imkanlara ulaşmaları için “toplumsal cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi ve kadınların güçlendirilmesi” hedeflerine yer verilmiştir.
Ayrıca, İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti sağlık boyutuyla da ele almaktadır.
 “Çocuk Hakları Sözleşmesi”nin 24. maddesinde çocukların olabilecek en iyi sağlık düzeyine ulaşması ve çocuk sağlığına zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması konuları düzenlenmiştir. 

Ulusal mevzuatta da önemli düzenlemeler mevcuttur. Anayasasının “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlıklı 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; Devletin bunu sağlamak için sağlık hizmetlerini düzenleyeceği belirtilmektedir.

Anayasa’nın 90 ıncı maddesi ile CEDAW, herhangi bir uyuşmazlık durumunda ulusal kanunlara göre öncelikli duruma getirilmektedir. Sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları düzenlemek üzere 1987 yılında kabul edilen “Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu” ile, koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verileceği, vatandaşların hastalıklardan korunma, sağlıklı çevre, beslenme, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması ve benzeri konularda eğitilmeleri ve takiplerinin ilgili kuruluşların işbirliği ile gerçekleştirileceği hükme bağlanmaktadır.
 
2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun, özellikle aile planlaması hizmetlerine ve isteyerek düşüklere ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Nüfus Planlaması Hakkında Kanun, 507 sayılı “Nüfus Planlaması Hizmetlerini Yürütecek Personelin Eğitimi, Görev, Yetki ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik”, “Nüfus Planlaması Hizmetlerini Yürütme Yönetmeliği” ve “Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük” ile desteklenmektedir.
Sağlık Bakanlığı’nın teşkilatlanmasını düzenleyen 663 sayılı KHK’ya göre, Bakanlığa bağlı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, koruyucu, önleyici sağlık hizmetlerinin geliştirilmesinden sorumludur. 2004 yılında yürürlüğe giren 5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanunu ve bu kanuna istinaden yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde aile hekimliği uygulamasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş olup 2010 yılından beri ülke genelinde uygulanmaktadır. 2004 yılında yürürlüğe giren “5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu” ile 2010 yılında yürürlüğe giren “Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği”, aile hekimliğinin ülke genelinde uygulanmasını düzenlemektedir.
 
“5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”nda “Analık Hali” ve “analık sigortası” düzenlenmiştir.
 
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde çıkarılan “Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik”, gebelik ve analık halinde olan kadınların gece postalarında çalıştırılma koşullarını düzenlemektedir. Ayrıca aynı Kanun’a dayanılarak “Gebe ve Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” çıkarılmıştır.

Kadın ve sağlık alanında mevcut durum çeşitli alanlardaki istatistikler aracılığıyla incelendiğinde;

Yaşam kalitesi ile ilgili göstergelerden biri olan doğuşta beklenen yaşam süresine ilişkin olarak 2014 yılı TÜİK verilerine göre, doğuştan beklenen yaşam süresi erkeklerde 74,8 iken kadınlarda 79,3’dir.
 
Türkiye’de 1963 yılından bu yana ülkeyi temsil eden örneklem üzerinde her 5 yılda bir, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları (TNSA) yapılmaktadır. Bu araştırmaların sonuncusu 2013 yılında yapılmıştır.
 
2013 TNSA sonuçlarına göre toplam doğurganlık hızı 2,26’dır. TNSA-2013’te, en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı 25-29 yaş grubunda gözlemlenmiştir. Daha önceki araştırmalarda en yüksek yaşa özel doğurganlık hızları 20-24 yaş grubunda ortaya çıkarken, ilk kez TNSA-2008 araştırmasında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı 25-29 yaş grubuna ilerlemiştir. Bu sonuç, Türkiye’de yaşa özel doğurganlık örüntüsünün değiştiğini ve doğumların ileri yaşlara ertelendiğini göstermektedir.
 
Türkiye’de adölesan dönemde olan (15-19 yaş grubu) kadınların yüzde 5’i halihazırda çocuk sahibidir ya da ilk çocuklarına gebedir. Adölesan doğurganlık oranı yıllar itibariyle düşme eğilimindedir. 1993 yılı araştırmasına göre 1988-1993 yılları arası için bu oran yüzde 10,2 iken, 2008-2013 yıllarını kapsayan 2013 araştırma sonuçlarına göre 4,6’dır. (TNSA 2008’e göre 5,9) TNSA 2013 sonuçlarına göre 100 gebelikten 5’i isteyerek düşüktür. Genel olarak bakıldığında, araştırmaların kapsadığı 20 yıllık dönemde isteyerek düşük düzeyinde önemli bir azalma görülmektedir. 1993 araştırmasında yüzde 18 olan isteyerek düşük yapma oranı, 2013 araştırmasında yüzde 5’e gerilemiştir.
 
İsteyerek düşük öncesinde gebeliği önleyici yöntem kullanma örüntüsünü incelemek oldukça önemlidir. Çünkü gebeliklerin isteyerek düşükle sonuçlanması genellikle; gebeliği önleyici yöntemlerin etkisiz kullanımı, etkisiz gebeliği önleyici yöntem kullanımı veya hiçbir yöntem kullanmama sonucunda gerçekleşmektedir.
 
TNSA-2013 sonuçlarına göre bütün bu faktörler Türkiye’de gerçekleşen isteyerek düşüklerle ilişkilidir. İsteyerek düşük sonrası izlenmesi gereken standart prosedüre göre kadınlar etkili gebeliği önleyici yöntemlere yönlendirilmektedir. Buna rağmen, bulgular kadınların neredeyse yarısının (yüzde 48) isteyerek düşük sonrası yöntem kullanmadığını göstermektedir.
 
Raporda yer alan diğer önemli bir nokta ise, Türkiye’de bebek ölüm hızında çok hızlı bir azalma olduğudur. Bebek ölüm hızı, 2003-2008 (TNSA-2008) ve 2008-2013 (TNSA-2013) yılları arasındaki beş yıllık dönemde %24 azalmıştır. Diğer yandan, Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan 2015 yılı verilerine göre bebek ölüm hızı 1000 canlı doğumda 7,6’dir.
 
Bebek ve çocuk ölümlerinin yanı sıra anne ölümleri de üzerinde durulması gereken önemli bir konuyu oluşturmaktadır. 2005 yılında yapılan “Ulusal Anne Ölümleri Çalışması” sonuçlarına göre anne ölüm oranı yüz bin canlı doğumda 28,5 olup, bu oran kırsal kesimde 40,4; kentlerde ise 20,7 olarak dağılım göstermiştir (HÜNEE, 2006).
 
Türkiye’de tüm anne ölümleri, 2007 yılından bu yana “Anne Ölümleri Veri Sistemi” ile izlenmeye başlamıştır. 2013 yılı verilerinin İBBS-1’e göre dağılımı, anne ölüm oranının yüz binde 8,1 (Kuzeydoğu Anadolu) ile yüz binde 19,2 (Orta Anadolu) arasında değiştiğini görülmektedir. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2015 yılı hesaplanan anne ölüm oranı yüz binde 13,7’dir (THSK/Kadın ve Üreme Sağlığı Daire Başkanlığı).
Anne ölümlerinin önlenmesi ve kadınların insan hakları bağlamında temel sağlık hizmetlerinden yararlanmalarının temel ölçütlerinden birisini de doğum öncesi bakım hizmetlerinden yararlanmaları oluşturmaktadır.
Sağlık Bakanlığı eylem planı kapsamında; Anne ölümlerini önlemeye yönelik olarak, gebelerde hipertansiyon nedeni ile gebelerde oluşabilecek komplikasyonları önlemek amacı ile gebelik ve lohusalık döneminde oluşabilecek akut başlangıçlı ciddi hipertansiyonun acil tedavisi vaka yönetim algoritması oluşturulmuş ve sağlık tesislerine duyurusu yapılmıştır.
2008 TNSA’ya göre %92 olan doğum öncesi bakım alma oranının, 2013 TNSA’ya göre %97’ye yükseldiği görülmektedir. En yaygını yüzde 95 ile doktordan alınan bakımdır. Bölgesel dağılımda en düşük oran %84,9 ile (Kuzeydoğu Anadolu), %99,4 (İstanbul) arasında değişmektedirTNSA-2008 ve TNSA-2013 arasındaki dönemde kırsal alanda yaşayan kadınların doğum öncesi bakım sayısında belirgin gelişmeler gözlenmiştir. TNSA-2013’te kırsal yerleşimlerde dört veya daha fazla sayıda doğum öncesi bakım alan kadınların yüzdesinin TNSA-2008’deki değerin (yüzde 55) neredeyse 1.4 katı olduğu tespit edilmiştir. 
Kadınların yüzde 97’si doğumlarını kamu sektörü başta olmak üzere bir sağlık kuruluşunda yapmışlardır. (TNSA 1998’de bu oran yüzde 73, TNSA 2008’de yüzde 90’dır.) Kadınların yüzde 93’ü bir sağlık görevlisinden doğum sonrası bakım almıştır. (TNSA 2008’de bu oran yüzde 82’dir.) İBBS-1 düzeyinde incelendiğinde, doğum sonrası bakım almamış kadınların oranı %19,3 ile Kuzeydoğu Anadolu’da en yüksek düzeye ulaşmaktadır.
 
Kadın sağlığında bir diğer önemli gösterge de gebeliği önleyici yöntemlerin kullanım oranıdır. Doğurganlığın kontrolüne ilişkin olarak bilgi sahibi olunması, bu yöntemlere ulaşılması ve daha sonra da uygun bir gebeliği önleyici yöntemin zamanında ve etkili olarak kullanılması aile planlamasını sağlamak için oldukça önemlidir.
 
Tüm yaş gruplarında, yerleşim yerlerinde, eğitim düzeylerinde ve refah kategorilerinde herhangi bir yöntemi veya herhangi bir modern yöntemi bilmek yaygındır ve evli kadınların en az % 99,8’i herhangi bir yöntemi,%99.7 ise herhangi bir modern yöntemi duymuşlardır.
 
 
  1. Yapılan Çalışmalar
 
 
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanmakta olan “Üreme Sağlığı Stratejisi ve Eylem Planı” yürürlüğe girinceye kadar geçerliliğini sürdürecek olan “Sağlık Sektörü İçin Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ulusal Stratejik Eylem Planı 2005-2015” kapsamında programlar yürütülmektedir. Bu Eylem Planı ICPD Eylem Programı paralelinde hazırlanmıştır. Bu programlar aşağıdaki gibidir:
 
15- 49 Yaş Kadın İzlemleri Programı: Söz konusu Program kapsamında 15- 49 yaş arasındaki tüm kadınlar; doğurganlık davranışlarına dair bilgi edinmek, riskli durumları saptamak, erken dönemde gebeliği tespit edebilmek, aile planlaması yöntem kullanımları hakkında bilgi sahibi olmak, kadın sağlığı ve aile planlaması ile ilgili konularda danışmanlık yapıp yerinde eğitim amacıyla yılda en az iki kez birinci basamak sağlık kuruluşları tarafından izlenmekte ve Sağlık Bakanlığına bildirilmektedir.
 
 
Evlilik Öncesi Danışmanlık Programı: Evlilik Öncesi Danışmanlık Programı ile evlilik öncesi sağlık raporu almak için başvuran çiftlere (kadın ve erkek)  üreme ve cinsel sağlık konularında gerekli düzeyde bilgi, tutum ve davranış kazandırmak amaçlanmıştır. Söz konusu program kapsamında; sağlıklı aile yapısı, üreme sağlığı, gebeliği önleyici yöntemler, bulaşıcı hastalıklar, akraba evliliği ve genetik geçişli hastalıklarla (kalıtsal kan hastalıkları- hemoglobinopati) ilgili danışmanlık hizmeti verilmesi, kişilerin olası riskler, sonuçları ve korunma yolları konularında bilinçlendirilmesi ve gebelik isteği ile başvuran çiftlere de gebelik öncesi danışmanlık verilmesi, anne ve bebek ölümlerinin önlenmesi açısından risk oluşturabilecek durumların gebelik öncesinde tespit edilmesi ve erken önlem alınması sağlanmaktadır.
 
Doğum Öncesi Bakım Programı: Anne sağlığı düzeyini yükseltmek ve anne ölümlerini azaltmak amacıyla rutin hizmetler arasında yer almakta olup ülke genelinde uygulanmaktadır. Hazırlanan “Doğum Öncesi Bakım Yönetim Rehberi”ne göre gebelerin herhangi bir riski yoksa en az 4 kez izlemi sağlanmaktadır. Ayrıca Riskli Gebelik protokolleri de hazırlanmaktadır.
 
Gebe Bilgilendirme Sınıfı Programı: Program ile; tüm gebelerin, doğum öncesi, doğum ve doğum sonu bakım konularında bilgi sahibi olmalarını ve bilinçli doğum yapmalarını sağlamak, anne ve baba adaylarına normal doğum eylemi, ağrı yönetimi ve yeni rollerini benimsemesi konusunda bilgi ve beceri kazandırmak amaçlanmıştır.
 
Gebe ve Lohusalara Nutrisyonel Destek Programı: Program, gebelikte artan demir ihtiyacının karşılanması için her gebeye gebeliğinin 16. haftadan başlayarak 6 ay ve doğum sonu 3 ay olmak üzere toplam 9 ay süre ile günlük 40 - 60 mg elementer demir verilerek demir desteği sağlamak amacıyla yürütülmektedir. Ayrıca, gebelikte dışarıdan D vitamini desteği gerektiğinden D vitamininin uygulanmayacağı durumlar hariç, ayrım yapılmaksızın tespit edilen her gebeye ve doğumdan sonra da anneye D vitamini desteği yapılmaktadır.
 
Acil Obstetrik (Gebelikle İlgili) Bakım Programı: Programın amacı; önlenebilir nedenlerle meydana gelen anne ve yenidoğan ölümlerini etkili sevk sistemi ve güvenli kan nakli hizmetleri ile azaltmaktır.
 
Doğum ve Sezaryen İzlem Programı: Söz konusu Program her gebenin sağlıklı ve güvenli olarak hastanede doğum yapmasını, sezaryen oranlarının makul düzeylerde olmasını sağlamak ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmak (bölge, yerleşim yeri, yaş, cinsiyet) amacıyla yürütülmektedir. Sağlık Bakanlığı eylem planına göre hazırlanan Anne adaylarının doğum eylemini sağlıklı ve güvenli şartlarda gerçekleştirmesi, ebelerin doğumlarda daha etkin rol almaları, normal doğumun yaygınlaştırılması, doğum hizmetlerinin güçlendirilmesi ile hekimlerin ve ebelerin işbirliği çerçevesinde çalışmalarına yönelik ebe ve gönüllü kadın doğum uzmanlarına hizmet içi eğitim yapılmaktadır. Bu programla anne adaylarının normal doğumuna yönelik telkin, masaj, nefes teknikleri, travay diyetinin düzenlenmesi eğitimi verilmektedir.
 
Maternal Near Miss Programı: Programın temel amacı anne morbiditesi hakkında bilgi sahibi olmak ve obstetrik sürveyans sistemini geliştirmektir.
 
Doğum Sonu Bakım ProgramıDoğum sonrası dönemde önlenebilir nedenlerle meydana gelen anne ve bebek ölümlerini önlemek amacıyla geliştirilmiş bir programdır. Genel olarak annenin doğumdan sonra tam iyileşmesi gerçekleşmeden taburcu edilmemesi sağlanmaktadır. Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberine uygun olarak lohusa izlemi yapılmaktadır. “Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberine” göre lohusanın herhangi bir riski yoksa en az 3 kez doğum yapılan sağlık kuruluşunda, taburcu olduktan sonra da aile hekimi/aile sağlığı elemanınca en az 3 kez evde/sağlık kuruluşunda izlemi yapılmalıdır.

Aile Planlaması ProgramıProgramın hedefi aile planlaması hizmetlerinin ulaşılabilirliğini ve niteliğini artırarak, başka çocuk istemeyen veya bunu bir müddet ertelemek isteyen ailelere danışmanlık yaparak uygun, modern ve etkili aile planlaması yöntemi seçmelerini sağlamak ve yöntemi uygulamaktır.
 
Anne Ölümlerini İzleme ve Önleme Programı: Program, her anne ölümünü nedenine yönelik olarak inceleyip, önlenebilir nedenlerle meydana gelen anne ölümlerini önlemek amacıyla yürütülmektedir. Her ilde “İl Anne Ölümlerini Tespit ve Önleme Birimi“ ile “İl İnceleme Komisyonu”, Sağlık Bakanlığı bünyesinde de “Anne Ölümleri Ön İnceleme Komisyonu” ve “Merkez İnceleme Komisyonu” oluşturulmuştur.
Sağlık Bakanlığı Anne Ölümleri Ön İnceleme Komisyonunda, her ay illerden gelen gebeliğe bağlı tüm ölümler değerlendirilerek, nedenlerine ve üç gecikme modeline göre gebeliğe bağlı ölümler ile anne ölümleri sınıflandırılmakta, nedenleri tam olarak belirlenemeyen ölümler, hastane, hekim ve anne adı gizli kalmak üzere Merkez İnceleme Komisyonunda görüşülmektedir.
 
Anne Dostu Hastane ProgramıAnne adaylarının gebelik, doğum eylemi ve lohusalık dönemlerinde hasta hakları, güvenliği ve mahremiyetini de dikkate alarak takiplerinin ve doğumlarının gerçekleştirileceği ortamları oluşturmak amaçlanmaktadır. 
 
Üreme Sağlığı Hizmetlerine Erkek Katılımının Sağlanması Programı: Sağlık Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Komutanlığı ve UNFPA işbirliğiyle ülke genelinde tüm askeri birliklerde erbaş ve erlere yönelik üreme organları, cinsel sağlık, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, HIV/AIDS ve sosyal sonuçları, gebeliğin oluşumu, aile planlaması, güvenli annelik, toplumsal cinsiyet ve aile içi şiddet konularında eğitimler yürütülmektedir.
 
Üreme Sağlığı Hizmet İçi Eğitimleri: Üreme sağlığı konusunda hizmet sunum kalitesini artırmak için sağlıkta değişen, gelişen konularla ilgili sağlık personeline bilgi ve becerileri kazandırmak amacıyla yürütülmektedir.
 
Bu programlara ek olarak; olumsuz iklim ve ulaşım şartlarının ulaşımı imkansız hale getirebildiği bölgelerdeki gebelerin tespit edilerek, doğuma belli süre kala şehir merkezlerine getirilmesi, konaklatılması, hastane şartlarında doğumlarının gerçekleştirilmesi uygulaması olan “Misafir Anne Uygulaması” 2008 yılında başlatılmıştır.
 
Ayrıca, yürütülmekte olan Aile Hekimliği uygulaması kapsamında her bireyden sorumlu bir aile hekimi bulunmaktadır.
 
Gezici sağlık hizmetleri ve evde bakım hizmetleri ile de hizmete ulaşmada zorluk çeken kişilere sağlık hizmeti yerinde verilmektedir. Bu kapsamda kadınların sağlık hizmetlerine erişimlerinin artacağı öngörülmektedir. Bununla birlikte, nüfusa göre her semtte Aile Sağlığı Merkezleri kurularak sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırılmıştır. Bu merkezlerde kontraseptif malzeme dağıtımı devam etmektedir.
 
Kırsal bölgelerde sağlık hizmetini en ücra yerleşim yerlerine ulaştırmak amacı ile gezici sağlık hizmeti uygulamaları geliştirilmiş, hizmet verilmesi gereken nüfusa hizmeti ulaştırma oranı %99’lara çıkmıştır. Son 5 yılda acil hasta taşıma hizmetleri ile ilgili kapasite hem istasyon sayısı hem de ambulans sayısı bazında 3 kat artmıştır. Ayrıca özellikle kış koşulları ağır geçen kırsal bölgelere hizmet veren kar paletli ambulans sayıları arttırılmış, kırsal nüfusun %100’üne 112 hizmeti ulaştırılmıştır. Bununla birlikte hava ambulans filosu oluşturulmuş, acil hizmet sunum kapasitesi güçlendirilmiştir.
 
 
Bu çalışmalara ilaveten, ASPB Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü tarafından verilen sağlık desteklerinin yanı sıra, nüfusun en muhtaç kesimine dahil olan ailelerin çocuklarının temel sağlık hizmetlerine tam olarak erişimini hedef alan bir sosyal güvenlik ağı oluşturmak amacıyla, Şartlı Sağlık Yardımları uygulanmaktadır. Sağlık Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde, nüfusun en muhtaç kesimine dahil olan anne adaylarına yönelik olarak bir defaya mahsus olmak üzere Şartlı Sağlık Yardımı Gebelik Yardımları yapılmaktadır. Bu kapsamda doğumun hastanede yapılması halinde 1 kereye mahsus 75 TL, düzenli muayenelerin yapılması halinde doğumdan önce aylık 35 TL, doğumdan sonraki iki ay süresince aylık 35 TL ödeme yapılmaktadır. Bunun yanı sıra, yoksul ailelere okul çağı öncesi çocuklarının düzenli sağlık kontrollerini yaptırmaları şartıyla düzenli nakit para yardımı yapılmaktadır. Bu ödemeler, anneler adına açılan banka hesaplarına yatırılmaktadır. Kadınların kendi sorumluluklarında olan bu paralar ile çocuklarının bakım, sağlık ihtiyaçlarını karşılamaları ve aynı zamanda aile içinde ve toplumda statülerinin yükseltilmesi amaçlanmaktadır.
 
Ayrıca,
 
  • 81 ilde doğum öncesi bakım, doğum ve sezaryen, doğum sonrası bakım, acil obstetrik bakım yönetim rehberleri bilim komisyonlarınca ulusal veriler dikkate alınarak standartlara uygun olarak güncellenerek revize edilmiş hali uygulamaya geçirilmiştir. Ülke genelinde sağlık personeli tarafından kaliteli hizmet verilmek amacı ile standartlar oluşturulmuştur. Söz konusu protokollere ilaveten riskli gebelikler ile ilgili Gebelikte Epilepsi Yönetimi Rehberi yayınlanmış olup Gebelikte Diyabet ve Gebelikte Tromboemboli, Gebelikte Kalp Hastalığı ve Yöntemi, Gebelikte Astım konularında da yönetim rehberi çalışmaları yapılmış ve sağlık kuruluşlarına dağıtımı gerçekleştirilmiştir.
  • Acil Obstetrik Bakım programı çalışmaları da obstetrik komplikasyonlarda anneye ve bebeğe müdahale, güvenli sevk, güvenli kan nakli, sektörler arası işbirliği komponentleri ile devam etmektedir.
  • Doktor ve ebelere yönelik Acil Obstetrik Bakım ile ilgili 2015 yılı sonu itibariyle toplamda 1.842 kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ve 9.876 ebe/hemşireye eğitim verilmiştir.
  • Tüm gebelerin, doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası dönemlerine ilişkin bilgi sahibi olmalarını ve bilinçli doğum yapmalarını sağlamak, anne ve baba adaylarına normal doğum eylemi, ağrı yönetimi ve yeni rollerini benimsemeleri konusunda bilgi ve beceri kazandırmak amaçlanmış olup çalışmalar bu kapsamda yürütülmektedir.
  • Tüm doğumların güvenli ortamda yapılmasını sağlamak amacıyla “Anne Dostu Hastane Programını yaygınlaştırmak” için çalışmalar yürütülmektedir.
  • Kadınlara ve ailelerine yönelik      olarak gebelik, yenidoğan, doğum ve sonrası dönemde bilgilendirmeyi      amaçlayan “Gebe Bilgilendirme Sınıfı” içinde acil durumlar ve tehlike      işaretleri hakkında bilgiler verilerek annelerin erkenden hastaneye ve      sağlık personeline ulaşmasıyla ilgili çalışmalar yapılmaktadır.
 
 
  1. ÇALIŞMA HAYATINA KATILIM
 
 
  1. Mevcut Durum
Kadınların işgücüne katılımı ve istihdamı, sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir unsurudur. Bu bağlamda aktif işgücü politikaları vasıtasıyla istihdamın artırılması 8. Beş Yıllık Kalkınma Plan ile önem kazanmıştır.
 
İşgücünün beceri ve yeterliliğini geliştirerek istihdam edilebilirliğin artırılmasını amaçlayan aktif işgücü politikaları, işgücü yetiştirme, (mesleki) eğitim ve işgücü uyum programlarını, mesleğe yöneltme, mesleki danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin sunulmasını, iş arama stratejilerinin geliştirilmesini, işsizler, özürlüler, kadınlar ve gençler gibi dezavantajlı grupların iş bulmasını, girişimcilik eğitimlerini ve istihdam garantili eğitim programlarını kapsamaktadır.
10. Kalkınma Planı’nda da kadınların özellikle eğitim aracılığı ile iş hayatına ve sosyal yaşama katılım seviyesinin yükselmesi, ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimini etkileyecek önemli faktörlerden biri olduğu ve nitelikli insan gücüne dönük eğitim-sanayi işbirliği politikalarını kadınların işgücüne katılma oranının artırılmasına dönük tedbirlerle güçlendirdiği takdirde, Türkiye’nin demografik fırsat penceresinden en iyi şekilde faydalanabilme potansiyeline sahip olduğu belirtilmiştir.
 
Eğitim seviyesinin yükseltilmesi, aktif işgücü politikalarıyla istihdam edilebilirliğin artırılması, işgücü piyasasına girişin kolaylaştırılması ve teşvik edilmesi yoluyla 10. Kalkınma Planı döneminde işgücüne katılma oranının %5,3 oranında artırılacağı öngörülmekte, bu artışın temel belirleyicisinin kadınlar olması beklenmektedir. Buna göre kadınların işgücüne katılım ve istihdam oranlarının Plan dönemi sonunda sırasıyla yüzde 34,9 ve yüzde 31’e yükseltilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca, Ulusal İstihdam Stratejisinde (2014-2023), kadınların işgücüne katılımının 2023 yılına kadar % 41’e yükseltilmesi ve kayıt dışı çalışma oranının % 30’a düşürülmesi hedeflenmiştir.
Türkiye’de 2004 yılında kadınların işgücüne katılma oranı %23,3 iken, 2009 yılında %26’ya ve 2015 yılında ise %31,5’e yükselmiştir. Ayrıca, 2004 yılında %20,8 olan kadın istihdamı, 2009 yılında %22,3’e, 2015 yılında ise %27,5’e yükselmiştir.
Ülkemizde kadınların işgücü piyasalarında yer alışlarına ilişkin istatistikler dikkate alındığında rakamların halen istenilen düzeyde olmadığı, ancak önemli gelişmelerin kaydedildiği açık bir şeklide anlaşılmaktadır.  Kanunlardaki eşitlikçi yapıya rağmen, kadının niteliksel gelişimini, işgücü piyasasına girişini ve işgücü piyasasında devamlılığını sağlayacak mekanizmaların yetersiz oluşu,  kadınların işgücüne katılımının düşüklüğünün önemli nedenlerinden biridir ve Türkiye’de kadın istihdamı temel sorun alanlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Türkiye geneline baktığımızda 2015 yılı verilerine göre kadın istihdam oranı %  27,5, işsizlik oranı % 12,6 iken AB-28’de bu oranlar sırasıyla %46,4  ve % 9,5  tir. Türkiye’de 2015 yılı verilerine göre istihdama katılan kadınların %31,4’ü tarım sektöründe, %16,1’i sanayi sektöründe, % 52,5’i ise hizmetler sektöründe çalışmaktadır.
İşteki durumları açısından bakıldığında, kadınların % 8,7’si kendi hesabına, %1,2’si işveren konumunda çalışmakta, %61,7’si herhangi bir ücret ya da yevmiye karşılığında çalışmakta ve %28,4’ü ücretsiz aile işçisi olarak çalışma yaşamında yer almaktadır.
Ayrıca, köyden kente göçü yoğun olarak yaşanması nedeniyle, köyde işgücü içinde görülen kadın kente geldiğinde yeterli eğitim ve mesleki bilgi-beceriye sahip olmaması nedeniyle kent işgücü piyasasına girememekte, işgücü dışında kalarak genellikle ev kadını olmaktadır. İşgücüne katılmayan kadınların %57,3’ü işgücüne katılmama nedeni olarak "ev işleriyle meşgul" olmalarını göstermektedir. Gelir azlığı nedeniyle çalışmak zorunda olan kadın ise, sosyal güvencesiz düşük statülü-gelirli işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır.
Kadın işgücünün en çok istihdam edildiği sektör olan hizmetler sektöründeki iş alanlarından bazıları özellikle "kadınlar için uygun alanlar" olarak toplumsal kabul görmüşlerdir. Sanayi sektörü, özellikle de imalat sanayi ise halen kadın işgücünün oldukça sınırlı olduğu bir sektör olma özelliğini korumaktadır. Her iki sektörde de özellikle kayıt dışı işyerlerinde yoğunlukla kadın ve çocuk işgücü her türlü sosyal hak ve güvenceden yoksun şekilde çalıştırılmaktadır.
2015 yılı verilerine göre, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmaksızın çalışan kadın oranı %46.1’dir. Bunların da %56,8’ini ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Ücretli veya yevmiyeli çalışan kadınların %20,1’i, işveren kadınların %9,5’i kendi hesabına çalışan kadınların %84,7’si herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmaksızın çalışmaktadır.
2015 yılında Türkiye’de çalışan kadınlardan tarımsal faaliyetlerde bulunanlarda kayıt dışı çalışma oranı %94 iken, tarım dışı faaliyetlerde bulunanlarda %24,2 dir. Bu durum, kayıt dışılığın daha çok tarımsal faaliyetlerle uğraşanlarda, özellikle de ücretsiz aile işçilerinde yoğunlaştığını göstermektedir. 2015 yılında kayıt dışı olarak ücretsiz aile işçisi konumunda tarımsal faaliyetlerle uğraşanların %21’ini erkekler oluştururken; %79’unu kadınlar oluşturmaktadır.
Kadın ve kız çocukları yaşamlarının her alanında gelir dağılımındaki bozulmadan en fazla etkilenen grubu oluşturmaktadır. Gelirin, dolayısıyla yaşam standartlarının düşüşü kadınları bir yandan marjinal işlerde çalışıp azalan geliri artırmaya zorlarken, diğer yandan ev içi üretime ayırdıkları zamanı artırmıştır.
 
 
Kadınların istihdam alanındaki sorunları özetle şunlardır:
 
  • Kadınların eğitim düzeyi arttıkça, işgücüne katılım olanakları artmaktadır. Bu bağlamda, kadın emeğine vasıf kazandırabilmek için örgün eğitim yanında bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik yaygın eğitime ihtiyaç vardır.
  • Kadınların çalışma yaşamına girmesi veya girdikten sonra işe devamları konusunda yasalarda cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu değildir. Ancak belli iş ve mesleklerin kadınlara uygun işler olarak toplumsal kabul görmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşük tutulması gibi bazı ayrımcılık örnekleriyle karşılaşılmaktadır.
  • İş piyasasında iş ve mesleklerin "kadın işleri" ve "erkek işleri" olarak ayrışıp toplumsal kabul görmesinden dolayı, kadınlar ancak geleneksel kadın mesleklerinde yoğunlaşmakta, daha düşük statülü ve ücretli işlerde çalışmaya razı olmaktadırlar. Bu işler süreli ve geçici çalışmayı, sosyal güvencesizliği beraberinde getirmektedir.
  • Kadın işgücü ucuz emek olarak emek-yoğun iş kolları olan tekstil, gıda, hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında yoğunlaşmıştır. Ancak, tarım sektörü ile karşılaştırıldığında bu sektörlerdeki kadın işgücü oranı düşüktür.
  • Tarım sektöründeki kadınlar, çoğunlukla ücretsiz aile işçisi konumunda olmaları nedeniyle gelir elde etmemeleri ya da gelir azlığı nedenleriyle, yasal bir engel olmamasına rağmen sosyal güvenlik kapsamına büyük ölçüde girememektedirler.
  • Çalışma yaşamına girebilen kadınların çalışma yaşamlarını kısa bir dönemde bitirmesi ve/veya kariyerde yükselme doğrultusunda tüm potansiyelini ortaya koyamamasının temel nedeni, ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda yaşadıkları sorunlardır. Kadın, aile yaşamında çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri kocası ile ve/veya devletle paylaşmak durumundadır. Ancak kreş, gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumları tüm çabalara karşın yeterli sayıya ulaşamamıştır.
 
 
  1. Yapılan Çalışmalar
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Borusan Holding A.Ş. arasında imzalanan işbirliği protokolü kapsamında Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) kreşlerin kurulması için “Annemin İşi Benim Geleceğim” projesi hayata geçirilmiştir. Proje kapsamında 2019 yılı sonuna kadar toplam 10 OSB’de kreşlerin açılması hedeflenmektedir. Bu amaçla Adıyaman, Afyonkarahisar, Malatya ve Balıkesir OSB'de kreşler hizmet vermeye başlamıştır.
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) arasında; istihdam, çocuk işçiliği ve sosyal yardımlar konularında işbirliği protokolü17 Şubat 2012 tarihinde imzalanmıştır. Protokolde; iş ve aile yaşamının uyumlulaştırılması ve bu çerçevede kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması, işsizlere yönelik İŞKUR tarafından uygulanan işgücü yetiştirme kurslarına ilişkin eğitim modüllerine toplumsal cinsiyet eşitliği, kadının insan hakları, çalışma yaşamında haklar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, aile eğitimi konularına yer verilmesi için çalışmalar yapılması ve mevsimlik gezici tarım işçileri olarak çalışan kadınların çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapılması, şiddet mağduru, tahliyesine bir yıldan az kalmış, kocası ölmüş, kocası tarafından terk edilmiş, kocası cezaevinde olan veya boşanmış kadınların İŞKUR’a erişiminin sağlanması gibi kadınların ekonomik yaşama katılımlarının artırılmasına ve güçlendirilmesine önemli katkı sağlayacak hususlara yer verilmiştir.
 
14 Mayıs 2012 tarihinde Bakanlığımız, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği arasında imzalanan Protokol ile kırsal alanda yaşayan ve çiftçilikle uğraşan kadınların tarım, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet, kişi hak ve özgürlükleri konularında eğitilmesi ve kurumlar arası işbirliğinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Protokol kapsamında; pilot iller olarak belirlenen Kayseri, İzmir, Gaziantep, Sakarya ve Diyarbakır’da toplam 771 kadın çiftçiye eğitim verilmiştir. Söz konusu eğitimlerin yaygınlaştırılması amacıyla İl Müdürlüklerimiz ve Kuruluşlarında görevli sosyal çalışma görevlilerine yönelik Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitici Eğitimleri gerçekleştirilmiştir. Bugüne kadar Pilot illerde dahil gerçekleşen eğitimlerden yaklaşık 8.500 çiftçi kadına eğitim verilmiştir.
 
Bakanlığımız, Intel Teknoloji Hizmetleri Limited Şirketi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER)’ işbirliğinde imzalanan Protokol kapsamında “Genç Fikirler, Güçlü Kadınlar” Projesi hayat geçirilmiş olup Türkiye genelinde 18-30 yaş arası gençlerin teknoloji kullanarak üretecekleri yenilikçi fikirler ile kadınların yaşadıkları sorunlara ilişkin çözüm önerileri üretmesi amaçlanmaktadır. Proje kapsamında Kütahya, Erzurum, Gaziantep, Sakarya, Trabzon ve Adana’da yaklaşık 500 gencin katılımı ile fikir kampları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca fikir kamplarında öne çıkan 6 projenin çalışma gruplarından oluşan gençlere 10-11 Haziran 2015 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen bir etkinlik ile Sosyal girişimcilik eğitimleri verilmiştir. Projenin kapanış toplantısı 19 Ocak 2016 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
 
Türkiye’de ekonomik alandaki cinsiyet uçurumunu en aza indirmek üzere Bakanlığımız himayesinde önce “Türkiye Cinsiyet Eşitliği Görev Gücü” adıyla kurulan sonrasında “İş’te Eşitlik Platformu”na dönüştürülen girişim (2012-2015); ülkemizde ekonomik alandaki cinsiyet eşitliği uçurumunu 3 yıl içinde %10’a kadar azaltmayı hedeflemiştir. Platformu’nun amacı doğrultusunda, 2012 yılındaki ülke skorumuz 0,414 iken 2015 yılında ülke skoru 0,459’a yükselerek 3 yılsonunda bu hedefini tamamen gerçekleştirmiş bulunmakta olup uçurumun %10,9 oranında kapatıldığı görülmektedir. Platform kapsamında bugüne kadar; İş Liderleri Toplantısı, İcra Kurulu toplantıları, İnsan Kaynakları Çalışma Grubu toplantıları, İletişim Grubu toplantıları ile STK ve akademisyenlere yönelik bilgilendirme toplantıları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, İş’te Eşitlik Platformu’nu tanıtıcı el kitabı, broşür ve video, İyi Uygulamalar Kitapçığı ve bu uygulamaların tedarik zincirine yaygınlaştırılması hususunda İş’te Eşitliğin Tedarik Zincirine Yaygınlaştırılması Kitapçığı hazırlanmış ve basımı gerçekleştirilmiştir. Platform kapsamında, belirlenen “Rol Model Kadın Çalışan Videoları” çekilmiş olup, İş’te Eşitlik Platformuna üye şirketler tarafından doldurulan “İşyerinde Kadının Durumu Anketi” analizi gerçekleştirilerek, rapor oluşturulmuştur.
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından “Türkiye'de Kadın İşgücü Profili ve İstatistiklerin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bakış Açısıyla Gözden Geçirilmesi Projesi” yürütülmüş olup, proje kapsamında TÜİK tarafından uygulanan “Hanehalkı İşgücü Anketi”, “Zaman Kullanımı Anketi” ve “Kazanç Yapısı Anketi” detaylı analiz edilmiş ve konuya ilişkin olarak bir rapor oluşturularak, Genel Müdürlüğümüz web sayfasında yayınlanmıştır.
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından İsveç Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Ajansının (SIDA) mali desteğinde, Dünya Bankası işbirliğinde 2012-2017 yıllarını kapsayan 4.500.000$’lık "Kadınların Ekonomik Fırsatlara Erişiminin Artırılması" başlıklı bir proje yürütülmekte olup, projenin amacı kadınların daha iyi koşullarda iş bulmalarını sağlamak, işgücü piyasasına girmelerini ve girişimciliklerini artıracak unsurların neler olduğu tespit etmek, bu alanda kadınların karşılaştıkları sorunları ortaya koyarak bu sorunların giderilmesine yönelik politikalar oluşturmak ve somut çözüm önerileri geliştirmektir.
 
Proje kapsamında bugüne kadar;
 
  • Türkiye’de erken çocukluk eğitimi ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması amacıyla kaliteli ve ulaşılabilir bir model taslağının geliştirilmesi çalışmasına girdi teşkil etmek üzere bir araştırma gerçekleştirilmiştir.
  • Toplamda 360.000$ değerinde olan 12 akademik araştırma desteklenmektedir.
  • Dünya Bankası ile kadın girişimci profilinin ve girişimcilik alanında yaşanan sorunların ortaya çıkartılması amacıyla niceliksel ve niteliksel araştırma çalışmaları yapılmıştır. Bununla birlikte, ülkemizdeki kadınların girişimcilik fırsatlarına ve faaliyetlerine eşit erişimini etkileyen ilgili yasal ve düzenleyici çerçevelerdeki cinsiyete dayalı eşitsizlikleri ve farklılıkları tespit etmek amacıyla bir mevzuat incelemesi çalışmasının gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.
  • Trabzon, Gaziantep, Erzurum, Bursa, Nevşehir ve Kahramanmaraş’ta “Adım Adım Anadolu Buluşması” toplantıları gerçekleştirilmiştir.
  • Gıda, Turizm, Bankacılık, Tekstil ve Bilişim “Sektörde Kadın Buluşması” başlıklı çalıştaylar gerçekleştirilmiştir.
 
Türkiye’de kadın kooperatiflerinin mevcut durum analizlerinin yapılması ve kadın kooperatiflerinin desteklenmesine dair mekanizmaların incelenmesi araştırması desteklenmektedir
 
Bakanlığımız, İŞKUR ve Betek Boya ve Kimya San. A.Ş işbirliğinde “Filli Kadın Ustalar Projesi (2016-2017)” hayata geçirilmiştir. Proje ile kadınlara farklı sektörlerde mesleki bilgi ve beceri kazandırarak istihdamının sağlanması amaçlanmıştır. Proje kapsamında, 2016 yılında 15 ilde 250 kadın olmak üzere toplamda 500 kadına mesleki beceri ve mesleki yeterlilik belgesi kazandırılması hedeflenmektedir.
Bakanlığımız, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Limak Holding işbirliğinde “Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi (2016-2020)” hayata geçirilmiştir. Proje ile mühendis olmak isteyen kız öğrencileri her alanda destekleyerek, onları mesleğinin örnekleri haline gelebilmesini sağlamak amaçlanmıştır. Bu amaçla, proje kapsamında ulaşılmak istenilen nihai hedef, lise ve üniversite eğitimi devam eden kız öğrencilerdir. Bununla birlikte, nitelikli kadın istihdamının artırılmasına yönelik model geliştirilmesi yoluyla kapsayıcı ve sürdürülebilir büyümeye katkı sağlanması da hedeflenmektedir.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Kadın (UNWOMEN) ve Sabancı Üniversitesi tarafından ve işbirliği kurumları içerisinde ASPB’nin de yer aldığı “BM Kadınların İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Ortak Programı: Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme” Projesi yürütülmektedir. 2012-2015 yılları arasında yürütülen proje ile yerel düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliği taahhütlerinin uygulanmasının hızlandırılması ve kadın haklarının güçlendirilmesine katkıda bulunmak için yerel yönetimlerin ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çalışan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerinin geliştirilmesi, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme uygulamasının yerel yönetimlerde yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır. Projenin Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme Programı dışında diğer iki bileşeni Mor Sertifika Programı ve Sabancı Vakfı Hibe Programı’dır. Söz konusu bileşenler kapsamında çalışmalar devam etmektedir. 
İŞKUR tarafından yürütülen işgücü yetiştirme kursları kapsamında girişimcilik ve istihdam garantili kurslardan, meslek ve iş danışmanlığı hizmetlerinden çok sayıda kadın yararlanmaktadır. ÇSGB Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından Eylül 2010-Mart 2012 dönemini kapsayan “Çalışma Hayatında Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi” yürütülmüştür. Proje kapsamında; çalışma hayatında cinsiyet eşitliğine yönelik direktifler ve ATAD kararları dikkate alınarak mevzuatımız eşleştirme uzmanları tarafından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve bu kanunlara ilişkin ikincil düzenlemeler ile AB mevzuatı arasında uyumsuzluklar belirlenmiştir. Ayrıca ÇSGB uzman personeli ve müfettişlerine toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinde iş mevzuatı konusunda eğitimler verilmiştir.
 
ILO Türkiye Ofisi ve İŞKUR işbirliğinde “Kadınlar İçin Daha Çok ve İyi İşler: Türkiye’de İnsana Yakışır İş için Kadınların Güçlendirilmesi” projesi yürütülmektedir. Proje ile kadın istihdamının artırılması ve yaygınlaştırılması için: ulusal ölçekte kapsayıcı ve bütünsel bir politikanın geliştirilmesine destek olmayı, aktif içgücü piyasası programları ile kadınlar için insana yakışır iş olanakları sağlamayı, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çalışma standartları alanında farkındalık yaratmayı ve Türkiye’de kadınların güçlendirilmesine destek olmayı hedeflemektedir. Proje 2013 Mart başlamış olup, 2016 Temmuz ayında tamamlanması planlanmaktadır.
 
İŞKUR tarafından yürütülen “Aktif İşgücü Politikaları” kapsamında mesleki eğitim kurslarından, işbaşı eğitim programından ve girişimcilik eğitim programlarından çok sayıda kadın yararlanmaktadır. Ayrıca, İŞKUR ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ortaklığında yürütülen “Kadın İşletmelerine Finansman ve Danışmanlık Desteği Programı” kapsamında, kadınların sahip olduğu veya kadınlar tarafından yönetilen KOBİ’lere yönelik pazarlama, organizasyon, bilgi ve iletişim teknolojisi gibi alanlarda kapsamlı danışmanlık desteği, işletme becerileri eğitimleri ve mentorluk hizmetleri sunulmaktadır.
 
KOSGEB tarafından ülkemizde girişimciliğin desteklenmesi, yaygınlaştırılması ve başarılı işletmelerin kurulması amacıyla “Girişimcilik Destek Programı” yürütmektedir. Söz konusu program kapsamında;  Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi, Yeni Girişimci Desteği,  İş Geliştirme Merkezi (İŞGEM) Desteği, İş Planı Ödülü bulunmaktadır. Yeni Girişimci Desteği Programında kadın girişimcilere %20 daha fazla destek sağlanmaktadır. Söz konusu destekten Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi’ni, KOSGEB Genç Girişimci Geliştirme Programı’nı, Küçük Ölçekli İşletme Kurma Danışmanlığı Desteği (KÖİDD) Programı’nı tamamlayarak eğitime veya programa katıldığını belgeleyen ve işletmesini kuran girişimciler ile İŞGEM’de yer alan işletmeler yararlanabilmektedir.
 
Ayrıca İŞKUR ile KOSGEB arasında “Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi İşbirliği Protokolü (UGEP)” imzalanmış olup kadınların da faydalanması hedeflenen program kapsamında 10.000 kişiye girişimcilik eğitiminin verilmesi ve katılımcıların %30’unun kendi işlerini kurarak istihdama katılması amaçlanmaktadır.
 
KOSGEB tarafından kadın girişimciliğinin desteklenmesi amacıyla önemli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda, “Uygulamalı Girişimcilik Eğitimleri” gerçekleştirilmekte olup söz konusu eğitimlere katılanların yaklaşık %46’sı kadındır.
Yine, KOSGEB Girişimcilik Destek Programı dahilinde işini yeni kuran girişimcilere de destek sağlanmaktadır. “Yeni Girişimci Desteği”nde destekleme oranı kadın girişimciler için daha yüksek olup destekten faydalanan girişimcilerin yüzde 48’ini kadın girişimciler teşkil etmektedir.
KOSGEB, AB Komisyonu tarafından yönetilen WES-Women entrepreneurs (Kadın Girişimciliğin Teşvik Edilmesi için Avrupa İşbirliği Ağı) Platformunda Türkiye’yi 2004 yılından itibaren temsil etmektedir.
Bunun yanında, Girişimcilik Stratejisi ve Eylem Planı (GİSEP)’te kadın girişimciliği alanında önemli eylemler belirlenmiştir.
Ayrıca, Ülkemizde girişimcilikle ilgili konularda politika oluşturulması amacı ile 2011 yılında kurulan, 37 kurum ve kuruluştan oluşan ve koordinasyondan KOSGEB’in sorumlu olduğu “Girişimcilik Konseyi”nin görevleri arasında “kadın girişimciliğinin geliştirilmesi”  konusunda istişare niteliğinde kararlar alınmasını sağlamak da bulunmaktadır.
 
Bunun yanında Türkiye’de kadın girişimci potansiyelini nicelik ve nitelik bakımından geliştirmek için politikalar belirlemek amacıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından Kadın Girişimciler Kurulu kurulmuştur. Genel Müdürlüğümüz de söz konusu kurulun üyesidir. 81 ilde örgütlenen Kurul, kadın girişimci potansiyelinin nicelik ve nitelik bakımından geliştirilmesi ve daha donanımlı hale getirilmesi amacıyla politika belirlemek ve girişimcilik kültürünün kadınlar arasında gelişmesine öncülük etmek üzere çalışmalar yürütmektedir.
MEB’e bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde, günümüz ihtiyaçları göz önüne alınarak mesleki kurslar verilmekte, ayrıca bilinçlendirmeye yönelik olarak verilen eğitimlerle kadınların sosyo-kültürel gelişimi sağlanmaktadır.
 
Mesleki Eğitim Merkezlerinde, Kanun kapsamındaki 153 meslek dalında verilen eğitimle yetiştirilen kadın ve genç kızlar, kalfalık ve ustalık belgesi alarak kalifiye ara insan gücü olarak ya kendi işyerlerini açmakta ya da çeşitli sektörlerde çalışmaktadırlar.
MEB’e bağlı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından Anne Baba Dershanesi Projesi yürütülmektedir. Proje ile ortaöğretimde kız çocuklarının ilgi ve yetenekleri doğrultusunda mesleklerinin belirlemesi ve eğitimlerinin ailelerce desteklenerek sürdürülebilirliğinin sağlanması hedeflenmektedir.
MEB Hayatboyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye Vodafone Vakfı ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) işbirliğinde kadınların ekonomik hayata katılımlarım ve girişimcilik kapasitelerini artırma hedefiyle “Girişimcilikte Önce Kadın Projesi” hayata geçirilmiştir. Bunun yanında Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı kurumlarda kadın istihdamını destekleyici bazı kurslar da verilmektedir. Kurs bitiminde alınan sertifikalarla kadın kursiyerler istihdama katılabilmektedir.
MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğünün de istihdama yönelik uyguladığı önemli projeler bulunmaktadır. Özellikle kızların; ilk ve orta öğretim düzeyinde okullaşma oranlarını arttırmak, okul terk oranlarını düşürmek, iş gücünün mesleki beceri ve yeterliliklerini arttırmak ve ailelerin eğitimin önemi konusunda bilinçlenmelerini sağlamak amacıyla 2 Mayıs 2011 - 2 Temmuz 2013 tarihleri arasında “Özellikle Kız Çocuklarıma Okullulaşma Oranının Arttırılması Operasyonu (KEP-1)” uygulanmıştır. Yine aynı amaçla, 23 Mart 2015- 23 Şubat 2017 tarihleri arasında “Özellikle Kız Çocuklarının Okula Devam Oranının Arttırılması Operasyonu-2 (KEP-2)” yürütülmektedir.
Ayrıca, Mesleki Becerilerin Geliştirilmesi Projesi (MESGEP) ve Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri Beceri’10 Projesi (UMEM BECERİ’10) de yürütülmektedir. Haziran 2010- Mayıs 2016 dönemini kapsayan UMEM BECERİ’10 Projesi kapsamında açılan kurs/programlara katılanların yaklaşık yüzde 40’ı kadındır.
 
2008-2012 yılları arasında, GAP Eylem Planı’nın “Sosyal Gelişmenin Sağlanması” bileşeni altında, Sosyal Destek Programı (SODES) oluşturulmuştur. Yaşam kalitesinin yükseltilerek, toplumsal dayanışma ve bütünleşmenin sağlanmasını amaçlayan SODES’in öncelikli hedef grupları arasında, kadınlar da yer almıştır.
 
Türkiye’de bazı bölgelerin az gelişmişliğine bağlı olarak yürürlüğe konulan bölge planları bulunmaktadır. Bu kapsamda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi için GAP, Doğu Anadolu Bölgesi için DAP, Doğu Karadeniz Bölgesi için DOKAP projesi uygulanmaktadır. Söz konusu Projeler kapsamında Valilikler koordinasyonunda kadınların ve kamu yararına çalışan sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesini amaçlayan projeler yürütülmektedir.
 Yoksulluğu önleme ve kadın yoksulluğunu azaltmaya yönelik olarak tüm dünyada yürütülen mikro kredi uygulamaları pek çok ilde sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içerisinde sürdürülmektedir.
 
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından “Kadın Çiftçiler Tarımsal Yayım Projesi” kapsamında kadın girişimciliği ve istihdamı desteklemeye yönelik çalışmalar yürütülmektedir. Ayrıca, “Tarımda Kadın Girişimciliğinin Güçlendirilmesi” programı çerçevesinde kadın çiftçilere uygulamalı girişimcilik eğitimleri verilmektedir. Diğer taraftan, tarımsal kalkınma kooperatiflerinin bulundukları yerlerdeki kadın çiftçilere genel kooperatifçilik ve kooperatiflerin faaliyet alanlarıyla ilgili konularda ülke çapında eğitimler verilmektedir.
 

D) SİYASET VE KARAR ALMA MEKANİZMALARINA KATILIM
 
 
  1. Mevcut Durum
 
Kadınların siyasal katılımına ilişkin uluslararası gelişmeler ve düzenlemeler 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler’in tarafından 1952’de kabul edilen Kadınların Siyasal Haklarına Dair Sözleşme, kadınların siyasal haklarının  uluslararası  düzeyde tanınması açısından önemli bir belgedir.
Bunun yanı sıra CEDAW’da da taraf devletlerin siyasal ve kamusal yaşama kadınların erkeklerle eşit şekilde katılım haklarını güvence altına alması yer almaktadır. Ayrıca BM öncülüğünde düzenlenen Dünya Kadın Konferansları da kadınların siyasal haklarının gelişiminde önemli rol oynamıştır. IV. Dünya Kadın Konferansı sonunda kabul edilen Pekin Eylem Platformu’nda belirlenen 12 kritik alandan birini de “Yetki ve Karar Alma Sürecinde Kadınlar” oluşturmaktadır. Konferans sonrası hazırlanan eylem planında “kadınların özel ve kamusal yaşama eşit katılımı önündeki engellerin, yine kadınların siyasal karar alma pozisyonlarında ve mekanizmalarında yer almaları yoluyla” ortadan kaldırılabileceği dile getirilmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde 2004 ve 2010 yıllarında yapılan değişiklikler ile yetki ve karar alma mekanizmalarında kadın erkek eşitliğinin sağlanması da dahil pozitif ayrımcılık uygulamalarının önü açılmıştır. Ayrıca Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesinde CEDAW Sözleşmesi hükümlerinin ulusal mevzuatın üstünde yer alması yetki ve karar alma mekanizmalarında kadınların eşit katılımının sağlanması açısından önemli bir yasal çerçeve ortaya koymaktadır.
Anayasa; 67, 68 ve 70. maddelerinde yerel ve milletvekili seçimlerinde “seçme ve seçilme”, “siyasi parti kurma”, “usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma”, “halkoylamasına katılma”, “kamu hizmetlerine girme” haklarını; 25, 26, 28, 29, 33 ve 34. maddelerinde “düşünce ve kanaat hürriyeti”, “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”, “basın hürriyeti”, “toplantı hak ve hürriyetleri”ni tüm vatandaşlara tanımıştır.
 
68. maddesinde yer alan, “siyasal partilerin kadın kolu kuramayacakları”na ilişkin yasak, 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı yasa ile kaldırılmış; böylece siyasal partilere, kadınlar için ek bir katılma alanı açma fırsatı verilmiştir.
 
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 83. maddesinde “siyasal partilerin, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırı amaç güdemeyeceği” bildirilerek, cinsiyet ayrımcılığına yönelik parti çalışmaları engellenmiştir.
10. Kalkınma Planında, geçmiş dönem içerisinde karar alma süreçlerinde kadınların etkinliğinin arttığı vurgulanmış; ancak karar alma mekanizmalarına daha aktif katılım da dahil olmak üzere kadın-erkek eşitliğinin sağlanması konusunda sorunların devam ettiği, çalışmaların sürdürülmesi gerektiği tespiti yer almıştır. Bu kapsamda plan dönemine ilişkin “Politikalar” başlığında “Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almalarının sağlanacağı” tedbiri yer almıştır.
Türkiye Cumhuriyetinde, dünyadaki pek çok ülkeden önce, 1930 yılında yerel seçimlerde, 1934 yılında da milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını erkeklerle eşit bir biçimde elde eden kadınların, yüksek bir siyasal katılım düzeyine ulaşmış oldukları söylenemez.
2002 Genel Seçimlerinde Parlamentodaki kadın milletvekili sayısı 24, kadın temsil oranı 4,4 iken; 2007’de bu sayı 50’ye, temsil oranı ise 9,1’e yükselmiştir. 12 Haziran 2011 Genel Seçimlerinde Parlamentodaki kadın milletvekili sayısı 79’a yükselmiştir.  Bu sayı oransal olarak % 14,4’e tekabül etmektedir.
7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde kadın milletvekili sayısı 98’dir. Parlamento’daki kadın temsil oranı ise % 17,82 oranı ile Cumhuriyet tarihindeki en yüksek orandır. 1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde ise kadın milletvekili sayısı 81, Parlamento’daki kadın temsil oranı %14,73 olarak gerçekleşmiş olup Bakanlar Kurulunda 1 kadın bakan görev yapmaktadır. 
 
Parlamentodaki kadın milletvekili oranlarının seçim yılları bakımından durumu aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
 
Tablo: Türkiye’de kadın milletvekili oranları
 
Seçim yılı Parlamentodaki milletvekili sayısı Kadın milletvekili sayısı Toplam içindeki pay (%)
1935 395 18 4.6
1939 400 15 3.8
1943 435 16 3.7
1946 455 9 2.0
1950 487 3 0.6
1954 535 4 0.7
1957 610 7 1.1
1961 450 3 0.7
1965 450 8 1.8
1969 450 5 1.1
1973 450 6 1.3
1983 400 (1 boş) 12 3.0
1987 450 6 1.3
1991 450 8 1.8
1995 550 13 2.4
1999 550 22 4.0
2002 550 24 4.4
2007 550 50 9.1
2011 550 79 14.4
2015(Haziran) 550 98 17.8
2015(Kasım) 550 81 14,73
Kaynak: TBMM Milletvekillerinin Cinsiyete Göre Dağılımı.
 
Kadının siyasal yaşama katılımının ilk basamağı kabul edilebilecek yerel yönetimlerde de temsili sınırlıdır. 30 Mart 2014 yerel seçim sonuçlarına göre 30 büyükşehir belediye başkanının 3’ü, 1.381 belediye başkanının 40’ı kadındır. İl düzeyinde Aydın, Diyarbakır, Gaziantep ve Hakkari belediye başkanlıklarına kadın adaylar seçilmiştir.  20.498 Belediye Meclis Üyesinin ise 2.198’i (%10,7) kadındır. İl Genel Meclisi üye sayısına bakıldığında da durum çok farklı görünmemektedir. Toplam 1.251 İl Genel Meclis üyesinin 60 tanesi (%4,8) kadındır.
Bu çerçevede yıllar içinde yerel düzeyde kadınların temsilinde artış yaşanmış olsa da halihazır da siyasal yaşama katılımda ilk adım olarak değerlendirilebilecek yerel yönetimler açısından kadınların temsili kısıtlı düzeydedir. Bunun yanı sıra, Türkiye’de kamu kurum ve kuruluşlarında üst düzey yöneticiliklerde, kurul, komisyon ve komitelerde de kadınların temsil düzeyinin düşük olduğunu söylemek gerekir. Ancak, uzmanlık gerektiren mesleklerde kadın oranları oldukça yüksek düzeydedir. Üniversitelerde kadın öğretim görevlileri oranı % 42,6’dır. Bu kapsamda, profesörler içerisinde kadın oranı %29,3, doçentler içerisinde kadın oranı %34,7, yardımcı doçent içerisinde kadın oranı %40,1’dir (YÖK, 2016). Ayrıca, kadın rektör oranı %9,7’dir. (YÖK, 2016). Mimarların % 43,82’si (Mimarlar Odası, Nisan 2016), avukatların %41’i (93.573) (Türkiye Barolar Birliği, Aralık 2016), bankacıların %51’i (Türkiye Bankalar Birliği, Aralık 2014), polislerin %5,4’ü (TUİK, 2014) kadındır.
 
Devlet Personel Başkanlığı’nın Mayıs 2016 verilerine göre kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen personelin %38,3’ükadın, %61,7’si erkektir. Kadınların bürokrasi içerisinde üst düzey karar verici konumlardaki oranının düşük olduğu görülmektedir. Bürokraside üst düzey yöneticilerin %91,2’si erkek, %8,8’i kadındır. Bürokrasinin önemli alanlarından biri olan ve bütün dünyada erkeklerin egemen olduğu diplomatik görevlerde           Türk Dışişlerinde görev yapan 232 Büyükelçiden 37’si, 74 Başkonsolostan ise 9’u kadındır (DİB, 2016).. 2146 Mülki İdare Amiri içerisinde 3 kadın vali (Kırklareli, Sinop, Yalova), 12 vali yardımcısı, 4 Hukuk Müşaviri, 12 Kaymakam ve 6 Kaymakam adayı, 1 İl Hukuk İşleri Müdürü, 3 Şube Müdürü  bulunmaktadır (İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2016).
Kadınların üst düzey bürokrasi içinde durumlarına bakıldığında, bağlı kuruluşlarda ve Bakanlıklarda  2 kadın Müsteşar yardımcısı, 1 Genel Müdür, 47 (%11,9) Genel Müdür Yardımcısı, 371 (%13,4) Daire Başkanı, görev yapmaktadır (DPB, Mayıs 2016). Mayıs 2016 itibariyle, adli yargıda görev yapan 13.023 Hakim ve Cumhuriyet Savcısının 3492’si (% 26,8), İdari yargıda görev yapan  1639 hakimin 440’ı (%26,8) kadındır (HSYK, 2016).

E) KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE
 
  1. Mevcut Durum
 
Kadına yönelik şiddet tüm dünyada hala en önemli sorun alanlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. BM Genel Kurulu’nda, Aralık 1993’te kabul edilmiş olan Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi ile kadına yönelik şiddet; “ister kamusal, isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan, cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” olarak tanımlanmıştır. Söz konusu Bildirge, kadına yönelik şiddeti detaylı ve doğrudan ele alan ilk uluslararası belgedir.
 
Ülkemiz tarafından 2011 yılında imzalanarak onaylanan ve 1. Ağustos 2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” kısa adıyla “İstanbul Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddet alanında uluslararası bağlayıcılığa sahip ilk düzenleme olması ve başta kadınlar olmak üzere tüm ev içi şiddet mağdurlarını kapsaması açısından önemlidir.
 
Kadına yönelik şiddetle mücadele hususu, ulusal düzenlemelerimizde ve temel politika dokümanlarımızda da yer almaktadır. 2014-2018 yıllarını kapsayan 10. Kalkınma Planında da, önceki plan döneminde kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda düzenlemeler yapıldığı belirtilmekte; 10. Plan döneminde ise kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılabilmesi amacıyla özellikle erken çocukluktan başlayarak örgün ve yaygın eğitim yoluyla toplumsal bilinç düzeyinin yükseltileceği belirtilmektedir.
 
Ayrıca 65. Hükümet Programında kadınlara yönelik şiddete karşı yasaların etkin bir şekilde uygulanmasının sağlanacağı, kadınların şiddete uğradıklarında başvurabilecekleri, bilgi ve destek alabilecekleri merkezlerin daha işlevsel ve erişilebilir hale getirileceği ve erken evlilikleri önlemek amacıyla eğitim çalışmalarının yaygınlaştırılacağı belirtilmektedirŞiddet ne biçimde olursa olsun kadınların hayatına korku ve güvensizliği sokmakta, temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını engellemektedir. Özellikle aile içi şiddet, yaygınlığı tam olarak bilinemeyen, aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve önlenmesi güç bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Kadına yönelik aile içi şiddeti izlemek ve aile içi şiddetle mücadele etmek için göstergeler belirlenebilmesi amacıyla, ilk kez 2008 yılında ülke genelinde “Kadına yönelik şiddetin kaynağı ve türleri nelerdir?” sorusuna yanıt verecek olan büyük ölçekli “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması” yürütülmüş olup 2014 yılında ikincisi gerçekleştirilmiştir.
Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet 2008 ve 2014 Araştırma sonuçlarına ilişkin bazı  veriler şu şekildedir:
 
  • 2014 araştırmasında ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %36’dır (son on iki ayda %8). Bu oranın 2008 araştırmasın %39 olduğu görülmektedir.
  • Yaşamının herhangi bir döneminde duygusal şiddet yaşayan kadınların oranı %44’tür. Bu oranın  2014 ve 2008 araştırmalarında değişmediği gözlemlenmektedir.
  • 2014 araştırmasında yaşamının herhangi bir döneminde cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı %12’dir (son on iki ayda %5). 2008 araştırmasında ise bu oran %15 olarak görülmektedir. 2014 araştırmasında yaşamın herhangi bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddetin birlikte yaşanma oranı %  38’dir. 2008 araştırmasında ise bu oran %42’dir.
  • 2014 araştırmasında  kentte fiziksel şiddet oranı %35 iken kırda %37,5’tir. 2008 araştırmasında kentte fiziksel şiddet oranı %38 iken kırda %43’tür. 2014 araştırmasında  yaşadıkları fiziksel şiddet sonucunda yaralanan kadınların oranı %26’dır. 2008 araştırmasında ise bu oran %25’tir..
  • 2014 araştırmasında   en az bir kez fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmış kadınlardan eğitimi olmayanların oranı %43, lisans ve lisansüstü üzeri düzeyde eğitim alanların oranı ise %21’dir. 2008 araştırmasında ise bu oran eğitimi olmayan kadınlar için %55,7’dir.
  •  2014 araştırmasında  yaşadıkları şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı %44’tür. 2008 araştırmasında ise bu oran %48,5’dir. Geçen süre içerisinde yaklaşık yüzde 5’lik bir düşüş yaşanmıştır.
  • 2014 Araştırması sonuçlarına göre erken evlilik yapan kadınların eşlerinin yaklaşık %70’inin eşi, kendilerinden 5-9 yaş ve 10 yaş büyüktür.
  • 2014 Araştırması sonuçlarına göre kadınların yaşı arttıkça cinsel şiddete uğrama tehlikesi artmaktadır, kadınların eğitim düzeyi düştükçe cinsel şiddet uğrama tehlikesi yine artmaktadır. Bununla birlikte boşanmış/ayrı yaşayan kadınların cinsel şiddete maruz kalma durumu daha fazlalaşmaktadır.
Araştırmanın sonuçları, kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için alınan önlemler ve üretilen politikalara temel oluşturmaktadır. Söz konusu Araştırmanın Türkçe ve İngilizce Nihai Raporu basılmış, ilgili paydaşlara dağıtımı yapılmıştır.
 
  1. Yapılan Çalışmalar
 
a) Yasal Düzenlemeler
 
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, İstanbul Sözleşmesine paralel düzenlemeler içermekte olup amacı; “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”
 
Kanun ile; korunan kişi ile şiddet uygulayan ve uygulama ihtimali bulunan kişi hakkında alınabilecek koruyucu ve önleyici tedbirler ayrıntıları ile düzenlenmiştir. Korunan kişi hakkında; barınma yeri tespiti, geçici maddi yardım yapılması, psikolojik mesleki, hukuki ve sosyal destek hizmetlerinin verilmesi, resen geçici koruma altına alınması ve kreş imkânından faydalandırılması hakkında verilecek koruyucu tedbir kararlarının mülki amir tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise ilgili kolluk amirlerince koruyucu tedbir kararı alınabilecek ve kararlar verilirken delil ve belge aranmayacaktır.
 
Korunan kişi hakkında; işyeri ve yerleşim yerinin değiştirilmesi, aile konutu şerhi konulması ve hayati tehlikenin bulunması halinde kimlik ve diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi hakkında verilecek koruyucu tedbir kararlarının hakim tarafından verilmesi düzenlenmiştir.
Şiddet uygulayan ya da uygulama ihtimali olan kişiye ise hakim tarafından; korunan kişiye yönelik şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmama; evden uzaklaştırılma; korunan kişi-kişilere yaklaşmasının önlenmesi; korunan kişinin şahsi ve ev eşyalarına zarar vermemesi; silahı varsa veya silah taşıması zorunlu bir kamu görevi ifa etse bile zimmetinde bulunan silahı ilgili birimlere teslim etmesi; alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı var ise hastaneye yatmak dahil muayene ve tedavisinin sağlanması düzenlenmiştir.
 
Ayrıca hakim tarafından velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hakkında karar verilebileceği, şiddet uygulayan kişi ailenin geçimini sağlayan kişi ise hakim tarafından durumun özellikleri göz önüne alınarak talep edilmese dahi nafakaya hükmedilebileceği düzenlenmiştir.

Şiddet uygulayan kişinin tedbir kararlarına aykırı hareket etmesi halinde 3 günden 10 güne kadar zorlama hapsine tabi tutulması düzenlenmiştir. Ayrıca, şiddetin önlenmesi ve koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik olarak destek ve izleme hizmetlerinin yedi gün yirmi dört saat esası ile yürütüleceği “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri”nin kurulması ve verilecek destek hizmetleri düzenlenmiştir.
“Kadın Konukevlerinin Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik” 5 Ocak 2013 tarihinde, “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği” 18 Ocak 2013 tarihinde tarihinde  “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Hakkındaki Yönetmeliği” ise 17 Mart 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Konuya ilişkin en temel yasal düzenlemelerden biri Türk Ceza Kanunudur (Ayrıntılı bilgi için bkz. “Yasal Gelişmeler”).
 
Buna ek olarak, 2005 yılında yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediyeler Kanunu ile Büyükşehir ve nüfusu 50.000’i geçen belediyelere kadın ve çocuklar için koruma evleri açma yükümlülüğü getirilmiş olmakla birlikte, yeni Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile bu rakam 100.000’e çıkarılmıştır.
 
Bir diğer önemli düzenleme “Çocuk ve Kadına Yönelik Şiddet Hareketleri ile Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi için Alınacak Tedbirler” konulu 2006/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi olup kadına yönelik şiddet ve töre/namus cinayetleri konusunda koordinatör kurum olarak KSGM belirlenmiştir.
 
Ayrıca, TBMM bünyesinde Ocak 2015’te “Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu” oluşturulmuştur. Komisyon tarafından hazırlanan Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu 08 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanmıştır.[1]
 
 
  1. Eylem Planları

KSGM, kadına yönelik her türlü şiddet, taciz ve istismarın önlenmesi ve ortadan kaldırılması amacıyla başta yasal çalışmalar olmak üzere, işbirliğine dayalı çalışmalar yapmakta; projeler, kampanyalar yürütmekte; toplantı, konferans, seminerler düzenlemekte; diğer kurum-kuruluşlarca yürütülen çalışmalara katkı sağlamaktadır.
 
Konukevlerinin 2011 yılında KSGM’ye bağlanmasıyla ise kadınlara yönelik koruyucu, önleyici, eğitici, geliştirici, rehberlik ve rehabilite edici sosyal hizmet faaliyetlerini yürütme ve koordine etme görevlerini de üstlenmiş; icracı ve taşra teşkilatına sahip bir kurum haline gelmiştir.
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, 2006/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi kapsamında kendisine verilen koordinasyon görevi çerçevesinde de çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kapsamda, Genelge’de belirlenen sorumlu ve işbirliği kuruluşlarının Genelge kapsamında gerçekleştirdikleri faaliyetlere ilişkin bilgiler üçer aylık dönemler halinde izlenerek Başbakanlığa sunulmaktadır. Dönemsel raporlar Genel Müdürlüğün web adresinde de yayınlanmakta olup en son 38. dönem raporu hazırlanarak Başbakanlığa iletilmiştir.
 
Başbakanlık Genelge çerçevesinde 2007 yılında KSGM koordinatörlüğünde kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımı ile kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında yürütülen çalışmalar ve yaşanan problemler konusunda bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmak amacıyla oluşturulan  “Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi”, Aralık 2015’te 9. Toplantısını gerçekleştirmiştir.
 
Kadına yönelik şiddetle mücadele alanında atılması gereken adımlara ilişkin bir çerçeve sunması ve ilgili kurum kuruluşlara rehber olması açısından Eylem Planları hazırlanmaktadır. “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı”nda ları üç yıllık dönemi kapsayacak şekilde hazırlanmakta olup Plan’da yer alan tedbirlerin uygulanması dönemsel toplantılar aracılığıyla izlenmektedir. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Eylem Planlarının ilki 2007 yılında hazırlanmıştır. “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı (2012-2015)”in  uygulama süresinin dolması nedeniyle, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmeler, yasal mevzuatımız, 6284 sayılı Kanunun Etki Analizi sonuçları ve TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Meclis Araştırma Komisyonu’nun sonuç raporu da dikkate alınarak 2016-2019 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı Taslağı ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin kadın araştırmaları merkezlerinin katkı ve katılımları ile KSGM koordinasyonunda hazırlanmıştır.
 
Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı Taslağı,
 
  • Mevzuat düzenlemeleri,
  • Farkındalık yaratma ve zihniyet dönüşümü,
  •  Koruyucu ve önleyici hizmet sunumu ve şiddet mağdurlarının güçlenmesi,
  • Sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ve uygulanması,
  • Kurumlararası işbirliği ve politika geliştirme,
 
olmak üzere 5 temel hedef içerecek şekilde hazırlanmıştır.  
 
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna ilişkin olarak 2014 yılında başlayan “6284 sayılı Kanunun Uygulanmasına Yönelik Etki Analizi Araştırması” tamamlanmıştır. Araştırma kapsamında Kanun’un şiddet mağduru kadınlara, şiddet uygulayanlara ve bu kişilerin çocukları ve yakınlarına nasıl yansıdığının ortaya çıkarılması ve Kanun’un aile içi ve kadına yönelik şiddet olaylarının önlenmesinde ve şiddet mağdurlarının korunmasında etkili olup olmadığının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Araştırma sonucunda 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasında karşılaşılan sorunların giderilmesine yönelik kapsamlı bir yol haritası hazırlanarak ilgili kurum ve kuruluşlar ile işbirliğinde aksaklıkların giderilmesine yönelik çalışmalar sürdürülecektir.
ASP İl müdürlükleri, sosyal hizmet merkezleri, ŞÖNİM, kadın konukevi ve ilk kabul birimleri tarafından kullanılmak üzere Aile Bilgi Sistemi içerisinde, “KSGM Bilgi Sisteminin”  geliştirilme çalışmaları ASPB Bilgi İşlem Daire Başkanlığı ile işbirliği içerisinde devam etmektedir. Bu sistem içerisinde yer alan 6284 sayılı Kanun kapsamında verilerin tutulduğu “6284 sayılı Kanuna İlişkin Veri Sistemi” nin UYAP sistemi ile entegre edilmesi çalışmalarına son aşamaya gelinmiştir. Ayrıca ŞÖNİM, Bakanlığımıza bağlı kadın konukevleri ile yerel yönetim ve STK’lara bağlı kadın konukevlerinin sistemlerinin geliştirilmesi çalışmaları da devam etmektedir. 
 
Her yıl “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” olan 25 Kasım’da KSGM tarafından çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. . 25 Kasım 2015 tarihinde «Kadına Şiddete Karşı Buradayım De» kampanyası başlatılmıştır. Bu çerçevede;
 
  • Basketbol ve futbol maçlarında «Kadına Şiddete Karşı Buradayım De» yazılı pankartlar kullanılmıştır.
  • Televizyon spor programlarında kampanya logosu ekranlarda yer almıştır.
  • Ankara ASPB İl Müdürlüğü binası, Çanakkale’de Truva Atı, İzmir’de tarihi saat kulesi ile TOBB binası, Ankara Büyükşehir Belediye Binası turuncu aydınlatılarak BM’nin “Dünyayı Turuncuya Boya Girişimi”ne destek sağlanmıştır.
  • Ankara’da açık hava reklam alanlarında spot film gösterilmiştir.
 
Diğer yandan, kadına yönelik şiddet konusunda bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmak, ilgili tarafların sorunları ve çözüm önerilerini paylaşmalarına imkan vermek amacıyla çalıştay, toplantı gibi etkinlikler düzenlenmektedir.
 
 
  1. Eğitim Çalışmaları
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Türkiye’de kadın erkek fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi ve kadına yönelik şiddetle mücadele konularında ilgili paydaşlara ve toplumun farklı kesimlerinin farkındalık ve duyarlılığını artırmak amacıyla çeşitli düzeylerde eğitim, seminer, konferans v.b. çalışmalar yapılmaktadır. Eğitimlerinin devamlılığının sağlanmak ve etkinliğini artırmak amacıyla ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılmaktadır. Bu kapsamda Adalet, İçişleri ve Sağlık Bakanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ASPB arasında protokoller imzalanmıştır. Söz konusu protokoller kapsamında 2006 yılından bu yana 326 Aile Mahkemesi Hakimi ve Cumhuriyet Savcısı, 71.000 polis, 65.000 sağlık personeli, 47.566 din görevlisine eğitimler verilmiş; Aile Mahkemesi Hakimi ve Cumhuriyet Savcıları, mülki idare amirleri, kamu kurum ve kuruluşlarından çeşitli düzeyde çalışanlar, medya mensupları ve üniversite öğrencilerine yönelik seminerler düzenlenmiştir.
6284 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından KSGM tarafından Kanunun tanıtılması amacıyla Nisan-Haziran 2012’de 16 ilde seminerler düzenlenmiştir. Seminerlerle şiddete maruz kalan kadınlara doğrudan hizmet sunan kamu kurum/kuruluşlarında 6.500 kamu çalışanına ulaşılmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında 22 Ağustos 2013 tarihinde imzalanan “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Din Görevlilerinin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi Projesi Protokolü” Bu kapsamda bugüne kadar  imam-hatip, müezzin kayyım, vaiz, vaize, kuran kursu öğreticilerinden oluşan 537 eğitici yetiştirilmiş ve 47.566 personelin alan eğitimleri tamamlanmıştır.
 
Milli Savunma Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında imzalanan  “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Kurumsal Kapasitenin Güçlendirilmesi, İşbirliği ve Eşgüdümün Artırılmasına Dair Protokol”ü 3 Temmuz 2013 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Protokol ile TSK bünyesinde vatani görevini ifa eden erbaş ve erlere yönelik olarak “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” ve “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” konularında eğitim programlarının düzenlenmesi, var olan eğitim programlarının zenginleştirilerek güçlendirilmesi ve söz konusu eğitimleri verecek personelin yetiştirilmesine yönelik çalışmalar yapılması amaçlanmaktadır.
Söz konusu protokol kapsamında dört aşamada gerçekleştirilmesi planlanan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” ve “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” konularında eğitim programlarının ilk aşaması olan “Uzman Eğitici Yetiştirme Programı85 Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Eğitimlerin ikinci aşaması olan Eğitici Eğitim Programı ile 343, üçüncü aşama olan Birlik Eğitici Programı ile de 7.177 Türk Silahlı Kuvvetleri personeline ulaşılmıştır. Bu eğitimler sonrasında 463.694 acemi ve usta er/erbaşın eğitimleri tamamlanmıştır. Ayrıca; karargâhlarda görevli Subay, Astsubay, Sivil Memur ve askeri öğrenciler toplam 26.528 personele konferans verilmiştir
 
Söz konusu eğitimleri alan uzman eğiticilerin kendi birliklerinde gerçekleştirecekleri aşamalı eğitimler aracılığı ile her yıl silah altına alınan yaklaşık 450.000 er ve erbaşa kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında eğitim verilmesi planlanmaktadır..
Jandarma Genel Komutanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında 12 Nisan 2012 tarihinde imzalanan  “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kapsamında Sunulan Hizmetlerde Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesine, İşbirliği Yapılmasına ve Eşgüdümün Artırılmasına Dair Protokol” ile Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde İl Jandarma, İlçe Jandarma ve Jandarma Karakol Komutanlıkları ile Çocuk ve Kadın Kısım Amirliklerinde görevli personele yönelik olarak gerçekleştirilen “Çocuk Suçlarının ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kurs Programı” kapsamında  çeşitli dönemlerde “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi” konularında 1'er günlük kurslar verilmektedir.
Ayrıca, Jandarma Okullar Komutanlığında 2013/2014 öğretim yılında “Kadına Yönelik Şiddet” ayrı bir ders olarak müfredatta yer alacak olup, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” ders kitabı basımı gerçekleştirilmiştir.
“Hukuk Fakültesi Öğrencilerinin 6284 sayılı kanuna yönelik Hukuk Kliniği Uygulamalarında Bulunmalarına Dair Protokol” 02 Temmuz 2015 tarihinde ASPB, Adalet Bakanlığı, Ankara Barosu Başkanlığı ve Ankara Üniversitesi Rektörlüğü arasında imzalanmıştır.
Protokol ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, Ankara ŞÖNİM, İlk Kabul Birimi ve Ankara Adliyesi’nde şiddet mağduru kadınlara 6284 sayılı Kanunu kapsamında hukuki destek vermeleri sağlanmaktadır.
 
Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede İşbirliği Protokolü” 8 Mart 2015 tarihinde imzalanmıştır. Söz konusu Protokolün amacı, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve Kanun’un uygulama Yönetmeliği kapsamında sunulacak sağlık hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının konuya ilişkin işbirliği yapacağı alanların çerçevesinin, koşullarının ve tarafların yükümlülüklerinin belirlenmesidir.
 
Bunun yanı sıra ilgili kurumlarla yapılan Protokoller çerçevesinde 18 Ekim 2012 tarihinde 3 yıl süreli Adana ve Bursa illerinde başlatılan “Elektronik Destek Sistemi Pilot Uygulaması”; mağdurun etkin korunmasının sağlanamaması ve ülke geneline yaygınlaştırılmasının uygun olmayacağının değerlendirilmesi sonucu 31 Aralık 2015 tarihinde sonlandırılmıştır.
 
Ayrıca Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürlüğü Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı bünyesinde kurulu elektronik izleme sistemi altyapısı ve elektronik kelepçe cihazlarının kullanıldığı sistem ile şiddet uygulayan ve şiddet mağdurunun birlikte takip edileceği pilot uygulamaya Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı işbirliğinde başlanılmıştır. Bu doğrultuda 08 Mart 2015 tarihinde ilgili Bakanlıklar ile Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kapsamında Teknik Yöntemlerle Takip Sistemlerinin Kullanılmasına Yönelik bir yıllık Pilot Uygulama İşbirliği Protokolü imzalanmıştır. Protokol’ün süresinin dolması nedeniyle 1 yıl süreli “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Teknik Yöntemlerle Takip Sistemlerinin Kullanılmasına Yönelik Pilot Uygulama İşbirliği Protokolu’nun Yenilenmesi Protokolü” hazırlanmış ve 19 Nisan 2016 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girmiştir.
 
 Suriye’de devam eden savaş nedeniyle ülkemize gelen Suriye vatandaşlarının şiddet konusunda farkındalıklarının artırılması, Suriyelilere hizmet sunan ilgili personelin cinsiyete şiddete müdahale konusunda kapasitelerinin geliştirilmesi ve bu konuda ülkemize teknik destek sağlanması amacıyla “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele ve Müdahale İnsani Yardım Programı”; KSGM ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) işbirliği ile Nisan 2013’ten beri yürütülmektedir.
 
 
  1. Projeler
 
 
  1. KSGM tarafından, 2005 Yılı AB Katılım Öncesi Mali Yardımı Programı kapsamında 2007-2008 yıllarında yürütülen ve 2008 sonu itibariyle tamamlanan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi”; “Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesi Eşleştirme Projesi”, ikincisi “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi” olmak üzere iki bileşenden oluşmuştur:
 
“Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesi Eşleştirme Projesi” kapsamında; KSGM’nin kurumsal kapasitesi eğitim programları ile güçlendirilmiş; Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı (2008-2013) ilgili tüm tarafların katılımı ile hazırlanmış; “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurumu” oluşturulmasına yönelik Tartışma Dokümanı hazırlanmış; Genel Müdürlüğün web sayfası yenilenmiş; kamu kurum kuruluşlarının çeşitli kademelerindeki yöneticilerine yönelik farkındalık ve duyarlılık arttırıcı “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitim Programları” düzenlenmiştir.
“Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi” kapsamında aile içi şiddete maruz kalan ve risk altındaki kadınlara hizmet sunan kurum ve kuruluşların kapasiteleri gerçekleştirilen eğitimler, toplantı ve konferanslar aracılığıyla artırılmış, ilgili paydaşlar arasındaki iletişim ve işbirliği güçlendirilmiş, üretilen ve sergilenmesi sağlanan görsel materyaller aracılığıyla toplumsal farkındalık ve duyarlılığın artmasına katkı sağlanmıştır. Proje kapsamında; ayrıca ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler ve bu alanda çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımı ve işbirliği ile “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2007-2010” hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Ulusal Eylem Planı’nda yer alan tedbirlerin uygulanması, Genel Müdürlük tarafından, dönemsel toplantılar aracılığıyla izlenmiştir.
 
  1. IPA-2009 programı kapsamında finanse edilen, ASPB’nin yararlanıcı olduğu ve 2014-2016 yılları arasında yürütülmekte olan “Aile İçi Şiddetle Mücadele İçin Kadın Konukevleri Projesi” kapsamında şiddet mağduru kadınlara sağlanacak destek hizmetlerinin geliştirilmesi yoluyla 26 proje ilinde ; kadına yönelik şiddetle mücadele çalışmalarının güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Proje, “teknik destek” ve “hibe” olmak üzere 2 bileşenden oluşmaktadır.  Teknik destek bileşeninin sözleşmesi 27 Aralık 2013 tarihi itibariyle imzalanmış olup projenin uygulama süresi bu tarihten itibaren 36 aydır. Söz konusu bileşenin iki temel çıktısı, “şiddete maruz kalmış kadınlara sağlanacak destek hizmetlerinin kurulması ya da geliştirilmesi yoluyla 26 ilde şiddete karşı korumayı artırmak” ve “26 proje ilinde kadına yönelik şiddetle mücadelede geliştirilmiş mekanizmalar için merkezi ve yerel yönetim ile yerel STK’lar arasındaki işbirliğini geliştirmek” olarak belirlenmiştir.
IPA-2009 programı kapsamında finanse edilen, Bakanlığımızın yararlanıcısı olduğu ve 2014-2016 yılları arasında yürütülmekte olan “Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi” kapsamında şiddete maruz kalan kadınlara hizmet veren birimlerin personeline yönelik kadına karşı şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitim programları düzenlenmekte, 26 ili kapsayan mevcut durum analizleri ile eğitim ihtiyacı analizleri çıkarılmakta ve hizmet birimlerimize yönelik iyi uygulama örnekleri geliştirilmektedir. Ayrıca hibe bileşeni kapsamında sivil toplum kuruluşlarına hibe verilmektedir. 
 
 
Projenin teknik destek bileşeni kapsamında;
 
 
  • 26 ilde kadına karşı şiddet konusunda destek hizmeti sunan temel kurum ve kuruluşlara yönelik olarak (İlk kabul birimi, Kadın Konukevi, ŞÖNİM, Yerel Yönetimler, Valilikler, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, ilgili STK’lar)  mevcut durum analizleri ile eğitim ihtiyacı analizleri çıkarılmıştır.
 
 
  • Bu analizler çerçevesinde her bir proje ili için il eylem planlarının geliştirilmesi çalışmaları kapsamında danışma toplantıları, metodoloji ve şablon çalışmaları tamamlanmıştır. Bununla birlikte her ilde 3’er günlük diyalog toplantıları düzenlenmektedir. Analizler ve diyalog toplantılarında ortaya çıkan sonuçlar temelinde taslak eylem planları tamamlanacaktır.
 
 
  • 125 ŞÖNİM ve Kadın Konukevi çalışanına, 500 Polise, 350 Adalet Bakanlığı personeline (125 yazı işleri müdürü, 150 aile mahkemesi uzmanı, 50 adli tıp uzmanı ile 25 hakim ve savcı ), 200 Sağlık çalışanına, 100 STK ve Yerel Yönetim çalışanına, yönelik toplumsal cinsiyet eşitliği ve KYŞ farkındalık eğitimleri 26 ili kapsayacak şekilde verilecektir (Toplam 1.275 kişi). Ayrıca eğitimlerin her kurumda devamlılığını sağlamak amacıyla Bakanlığımızda görevli 125 personele, 30 Sağlık Bakanlığı personeline, 30 Emniyet Genel Müdürlüğü personeline ve 26 Adalet Bakanlığı personeline süpervizyon eğitimi verilecektir.
 
Bu kapsamda öncelikle Eğitim İhtiyaç ve Durum Analizi sonuçları ve yapılan sektörel toplantılar doğrultusunda eğitim materyal içeriği oluşturulmuştur. Eğitimlerde görev alacak eğiticilere yönelik oryantasyon eğitimleri gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte 506 Polis, 125 Yazı İşleri Müdürü ve 147 Aile Mahkemesi Uzmanı ile 221 Sağlık Çalışanı ve 124 Bakanlığımız personeli olmak üzere toplam 1.123 kamu personelinin eğitici eğitimleri tamamlanmıştır. Ayrıca 31 Sağlık Bakanlığı, 30 Emniyet Genel Müdürlüğü, 26 Adalet Bakanlığı personeline ve Bakanlığımızda görevli 124 personele yönelik süpervizyon eğitimleri tamamlamıştır. Söz konusu eğitim çalışmalarının Eylül 2016’da tamamlanması planlanmaktadır. Bu eğitimler sonucunda 35.000 sağlık çalışanı ile 140.000 emniyet personeline ulaşılması beklenmektedir.
 
 
  • Şiddet mağdurlarına yönelik verilecek hizmetlerde standartlaşmanın sağlanması amacıyla ŞÖNİM’ler, konukevi ve konukevi öncesi ve sonrası mekanizmalarının çalışma standartları tanımlanmaktadır. Bu kapsamda Kadın Konukevleri, İlk Kabul Birimleri ve ŞÖNİM’lerde kullanılması planlanan mesleki ve idari formlar ve hizmet süreçleri;   2015 yılında Ankara’da, Denizli’de ve Samsun’da yapılan çalıştaylarda geliştirilmiştir.
Formların ve hizmet süreçlerinin pilot uygulaması Aralık 2015 tarihinde Ankara, İzmir, Denizli, Van, Düzce, Samsun ve Erzurum illerinde başlamıştır. Mart 2016 tarihinde pilot uygulama tamamlanmış olup pilot uygulamanın değerlendirme çalışması devem etmektedir.  Revize formlar ve hizmet süreçlerinin proje sonunda tüm illerde kullanılması hedeflenmektedir.
 
 
  • İletişim stratejisi geliştirme çalışmaları kapsamında; 25 Kasım 2015 tarihinde «Kadına Şiddete Karşı Buradayım De» kampanyası başlatılmıştır.  Kampanya çerçevesinde;
  • Spot film, infografik film, broşür, bloknot, rozet, magnet, pankart, çanta  hazırlanmıştır.
  • Basketbol ve futbol maçlarında «Kadına Şiddete Karşı Buradayım De» yazılı pankartlar kullanılmıştır.
  • Televizyon spor programlarında kampanya logosu ekranlarda yer almıştır.
  • Ankara ASPB İl Müdürlüğü binası, Çanakkale’de Truva Atı, İzmir’de tarihi saat kulesi ile TOBB binası, Ankara Büyükşehir Belediye Binası turuncu aydınlatılarak  BM «Dünyayı Turuncuya Boya»ya destek sağlanmıştır.
  • Ankara’da açık hava reklam alanlarında spot film gösterilmiştir.
  • Bakanlığımız başta olmak üzere diğer Bakanlıklar web sayfalarında ileti mesajı olarak kampanya logosunu ve spot filmi göstererek destek sağlamışlardır.
 
Diğer taraftan iletişim stratejisi kapsamında üst düzey kamu yöneticilerine, aile hekimlerine, muhtarlara, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Belediyeler birliği personeline, üniversite öğrencilerine, yerel medya temsilcilerine yönelik toplantılar gerçekleştirilmekte olup bu kapsamda;
 
  • Antalya, Konya ve Trabzon’da olmak üzere, yerel ve ulusal basın temsilcileri ile ‘Yerel Medya Çalışması’ gerçekleştirilmiş, proje ve kampanya faaliyetleri paylaşılmış, yerel medya mensuplarına, başta haberler olmak üzere, diğer medya içeriğinde kadına yönelik şiddetle ilgili olumsuz yönleri göstererek, bu konuda iyileştirici önlemlerin neler olabileceği hakkında interaktif bir çalışma ile önerilerde bulunulmuştur.
  • Antalya, Ankara, Trabzon ve İstanbul’da Aile Hekimleri toplantıları gerçekleştirilmiştir. Toplantı sonrasında gelen talep üzerine seçilen proje illerinde yapılacak toplantıların yanı sıra Ankara’da bir dizi toplantı daha yapılmasına karar verilmiştir.
  • Trabzon, Gaziantep, Antalya ve Samsun’da Kamu Üst Düzey Temsilcilerine yönelik İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun ile uygulamalarına ilişkin bilgi paylaşımında bulunulmuştur.
  • Samsun’da kız öğrenci yurdu personeli ve öğrencilerine yönelik toplumsal cinsiyet ve kadına yönelik şiddet konusunda toplantı gerçekleştirilmiştir.
 
Ulusal ve uluslararası çalışma ziyaretlerinin düzenlenmesine ilişkin olarak 3-6 Kasım 2015 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen 3.Dünya Kadın Konukevleri Konferansı’na Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatı katılım sağlamıştır.
Proje ile ilgili detay bilgiye www.siddetlemucadele.net adresinden erişilebilir.
 
  • Projenin ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Yerel ve Ulusal STK’ların Kapasitesinin Güçlendirilmesi Hibe Programı’ bileşeni kapsamında yerel ve ulusal düzeyde sivil toplum kuruluşlarının kadına karşı şiddete yönelik kapasitelerinin güçlendirilmesi için 11 ilde 19 projeye hibe verilmektedir. 2016 yılı Ocak ayı sonu itibariyle tüm projelerin faaliyetleri tamamlanmıştır. Hibe Projelerinin bütçesi toplam yaklaşık 3.100.000 Avro’dur. Hibe Faydalanıcılarına yönelik olarak; Hibe Uygulama Eğitimi, İletişim Stratejisi Eğitimi ve Ara Rapor ve Final Raporu Hazırlama Eğitimi gerçekleştirilmiştir.
Şiddet mağduru ve risk altında olan kadınların etkin bir şekilde korunması, kadın konukevlerinin hizmet sunum kapasitesinin arttırılması ve elektronik destek sistemleri kullanılarak şiddet mağdurlarının daha etkin şekilde korunması amacıyla  “2010 IPA- I programı kapsamında finanse edilen “Şiddete Maruz Kalan Kadınların Güçlendirilmesi: Elektronik Takip ve Mal Alımı Projesi” yürütülmektedir. “teknik destek” ve “mal alımı” olmak üzere 2 temel bileşenden oluşan projenin mal alımı bileşeni kapsamında 77 ilde ŞÖNİM ve Kadın Konukevleri için 135 adet (14+1) Araç Alımı gerçekleştirilmiştir.
Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Ülkemize sığınan Suriyelileri toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konusunda bilinçlendirmek, Suriyeli kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti önlemek ve hizmet sunanların kapasitesini güçlendirmek amacıyla “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele ve Müdahale İnsani Yardım Programı”, BM Nüfus Fonu, AFAD ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı işbirliğiyle yürütülmüştür.. Proje kapsamında kamp personeline ve hizmet sunanlara yönelik eğitim faaliyetleri düzenlenmiş ve Suriyeli kadınlar arasında dayanışma inşa etmek amacıyla toplantılar gerçekleştirilmiştir.. Ayrıca Suriyelilere yönelik olarak kadına yönelik şiddet, evlilik yaşı, resmi nikah ve kadın haklarıyla ilgili temel bilgilendirici bir broşür hazırlanmıştır.
ASPB ve İngiltere Büyükelçiliği işbirliği ile gerçekleştirile “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Ulusal Politikaların Uygulanmasında Türkiye’nin Etkinliğinin Arttırılması Projesi” kapsamında Ankara İlinde 2013 yılı Nisan ayında kadına yönelik şiddet alanında çalışan 250 kişilik personele yönelik hizmet içi eğitim düzenlenmiştir. Söz konusu eğitimde yerel ve uluslararası uzmanlar tarafından “travma ve travmaya müdahale yöntemleri, toplumsal cinsiyet eşitliği ve Hollanda’da Kadına Yönelik Şiddetle ilgili uygulamalar” konularında bilgilendirme yapılmıştır. Söz konusu eğitimin çıktılarının yer aldığı El Kitabı, kadına yönelik şiddet alanında çalışan personelin faydalanması amacıyla hazırlanmıştır. 
ASPB, İngiltere Büyükelçiliği ve Avrupa Birliği Bakanlığı işbirliğinde gerçekleştirilen “Aile İçi Şiddet Alanında Çalışan Personele Yönelik Eğitici Eğitimi Projesi” kapsamında Antalya ilinde 2013 yılı Ekim-Kasım aylarında ve Ankara ilinde 2014 yılı Ocak ayında aile içi şiddetle mücadele alanında çalışan 106 kişilik personele yönelik eğitici eğitimi düzenlenmiştir. Söz konusu eğitimde özel uzmanlar tarafından “travma ve travmaya müdahale yöntemleri, iletişim becerileri ve sunum teknikleri” ile Bakanlığımız personeli tarafından “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği” konularında eğitim verilmiştir ve katılımcılara eğitici eğitimi kitapçığının dağıtımı yapılmıştır.
 
  1. Kurumsal Hizmetler
 
Kadına yönelik aile içi şiddetle mücadelede mağdurlara sunulan destek hizmetlerinin ve kurumsal yapıların varlığı büyük önem taşımaktadır. Kadına yönelik şiddetle mücadelede; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı başta olmak üzere diğer ilgili bakanlıklar, belediyeler, barolar ve STK’lar tarafından kurumsal hizmet sunumu gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda, kurumsal hizmet birimleri aşağıda detaylı olarak ele alınmaktadır.
 
(1)Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı/Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
 
Kadın konukevleri
 
Kadın konukevleri fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik ve sözlü istismara ve ya şiddete uğrayan kadınların, şiddetten korunması, psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının çözülmesi, güçlendirilmesi ve bu dönemde kadınların varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarının da karşılanmak suretiyle geçici süreyle kalabilecekleri yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır.
 
Kadın konukevlerinin amacı, kuruma kabul edilen kadınların şiddetsiz bir ortamda, yaşadıkları travma ile başa çıkabilmeleri, yeniden sağlıklı ilişkiler sürdürebilmelerine destek olmak üzere mesleki çalışmalar yapılarak kadın konukevlerinden ayrıldıktan sonra yaşamlarını kendi talepleri doğrultusunda sürdürmelerini sağlamaktır.
 
Kamuya bağlı ilk kadın konukevi Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı olarak 1990 yılında İzmir ve Ankara İllerinde  hizmete açılmıştır. Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarına bağlı ilk kadın sığınmaevi Kadın Dayanışma Vakfı tarafından 1993 yılında hizmete açılmıştır.  
633 sayılı KHK ile kadın konukevleri, KSGM’nin yetki ve sorumluluğuna bırakılmış olup halen ASPB’ye  bağlı 101 kadın konukevi; sivil toplum kuruluşlarına bağlı 4 ve yerel yönetimlere bağlı 32 olmak üzere ülke genelinde toplam 137 konukevi toplam 3.433 kapasite ile  hizmet vermektedir.
 
Kadın konukevlerinde kalan kadın ve beraberindeki çocukların durumlarının barınma, aileleri ya da eşleri ile olan anlaşmazlıklarının incelenmesi ve sorunlarının giderilmesine yönelik mesleki çalışmalar ile birlikte kadın ve çocuklara doğrudan ya da ilgili kuruluşlara yönlendirmek suretiyle güvenlik,  danışmanlık, psikolojik destek, hukuki destek, tıbbi sağlık desteğik, eğitim desteği, geçici maddi yardımharçlık, kreş, mesleki eğitim kursu, grup çalışmaları, çocuklar için burs, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetler vb. alanlarda destek sunulmaktadır. İlk Kabul Birimleri
Konukevlerinin yanında, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüklerine ya da Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezlerine başvuran kadınların ilk gözlemlerinin yapıldığı, psiko-sosyal ve ekonomik durumlarının incelendiği, geçici kabulleri yapılarak iki haftaya kadar kalabilecekleri birimler olan “İlk Kabul Birimleri” bulunmaktadır.
Şiddet mağduru kadın, ilde konukevi bulunmaması/kapasitesinin yeterli olmaması veya kadının şartlarının doğrudan konukevine yerleşmeye uygun bulunmaması durumunda ilk kabul birimine kabul edilir. Meslek elemanları tarafından yapılan ilk gözlem sonucuna göre uygun sosyal hizmet modeli/yapılacak işlemler belirlenerek ihtiyaç halinde durumuna uygun kadın konukevinden hizmet alması sağlanmaktadır.
2002 yılı ve öncesinde şiddet mağduru kadınların kabul edilebileceği ilk kabul birimi bulunmazken 2011 yılı Temmuz ayı itibariyle 3 ilk kabul birimi müstakil binada hizmet açılmış olup bugün itibari ile 25 ilk kabul birimi müstakil binalarda hizmet verir hale getirilmiştir. İlin büyüklüğü ve başvuru sayısı dikkate alınarak ihtiyaç duyulan yerlerde ilk kabul birimlerinin müstakil binalarda hizmet vermesi için çalışmalar devam etmektedir. 
 
Kadın konukevi ve ilk kabul birimlerinden;
 
  • 2015 yılında 18.562 kadın ve beraberindeki 9.199 çocuk olmak üzere toplam 27.761 kişi,
  • 2016 yılında Ocak-Nisan ayları arasında ise 6.805kadın ve beraberindeki 2.834 çocuk olmak üzere toplam 9.639 kişi hizmet almıştır.
 
Şiddet mağduru kadınların sosyal ve ekonomik hayata katılımlarının sağlanması amacıyla ilgili kurum ve kuruluşlar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ile yürütülen çalışmalar sonucunda;
 
  • 2015 yılında, kadın konuk evlerinde kalan kadınlardan toplam 7.167’si farkındalık eğitimleri almış, 1.067’si okuma yazma kurslarına, 7.631’ü sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetlere katılmıştır. SYDV, belediye ve vakıfların yardımıyla 2.075 kadına ekonomik destek sağlanmıştır.
  • 2015 yılında kadın konukevlerinde kalan 3.901 kadın meslek edindirme kurslarından yararlandırılmış, 1.182 kadın işe yerleştirilmiştir.
  • 2015 yılında kadın konukevlerinde anneleri ile birlikte kalan 5.215 çocuk kreş ve çocuk kulüplerinden yararlandırılmıştır.
  • 2015 yılında kadın konukevinden hizmet alan 5.201 kadına hukuki destek sağlanmıştır.
 
Şiddet Önleme ve izleme Merkezleri
 
6284 sayılı Kanun kapsamında 14 pilot ilde kurulan ve Mayıs 2016 itibariyle 47 ilde hizmet veren,. [3] Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri; gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını tek kapı sistemi ile yedi gün yirmi dört saat esasına göre yürüten, insan onuruna yaraşır etkili ve süratli hizmet sunumu sağlayan, kadının ekonomik, psikolojik, hukuki ve sosyal olarak güçlendirilmesi odaklı merkezlerdir.
ŞÖNİM’lerin 2016 yılı sonu itibariyle 81 ile yaygınlaştırılması planlanmaktadır.
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlükleri ve Sosyal Hizmet Merkezleri
Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlükleri ve Sosyal Hizmet Merkezleri, ŞÖNİM’lerin bulunmadığı yerlerde şiddete uğrayanlara yönelik danışmanlık, rehberlik ve sosyal destek hizmetleri sunmaktadır.
ALO 183 Aile, Kadın, Çocuk ve Engelli Danışma Hattı
ASPB bünyesinde çalışan “Alo-183 Aile, Kadın, Çocuk ve Engelli Danışma Hattı” şiddete uğrayan ya da uğrama riski taşıyan, destek ve yardıma ihtiyacı olan kadın ve çocuklar için psikolojik, hukuki ve ekonomik danışma hattı olarak çalışmakta; bu kişilere hakları konusunda ve başvuracakları yerler hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca ihmal, istismar ve şiddet vakaları veya töre ve namus cinayetlerinin önlenmesi için tedbir mahiyetindeki ihbarlarda alınmakta olup; durumun aciliyeti göz önünde tutularak, vakanın bulunduğu ilin acil müdahale ekip sorumlusuna ve/veya kolluk kuvvetlerine bildirilerek müdahale edilmesi sağlanmaktadır. Bu hat, haftanın 7 günü 24 saat hizmet vermektedir ve ücretsizdir.
(2)İçişleri Bakanlığı
Mülki Amirler
 
6284 sayılı Kanun kapsamında şiddete uğrayan kadına ve beraberindeki çocuklara uygun bir barınma yeri, geçici maddi yardım, psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal destek, şiddete uğrayan kadının can güvenliği tehlikesi bulunması durumunda geçici olarak koruma altına alınması ve kreş imkânı sağlanması için tedbir kararı Mülki Amirler tarafından verilebilmektedir. Şiddet mağdurları bulundukları yerdeki Valilik ve Kaymakamlıklara başvurarak koruyucu tedbir kararları alınması talebinde bulunabilmektedir.
Kolluk Kuvvetleri
İçişleri Bakanlığı bünyesindeki kolluk kuvvetlerinin şiddeti önleme ve gereken tedbirleri alma konusundaki rolü çok önemlidir. Polis ya da Jandarma şiddete maruz kalan kadınların ilk başvurdukları kurumların arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra 6284 sayılı Kanun kapsamında kolluk kuvvetlerinin tedbir kararı alabilme, karar alınmasını talep edebilme, kararların yerine getirilmesini sağlama gibi çok geniş ve önemli görevleri bulunmaktadır.
Emniyet Genel Müdürlüğü
Merkezde Emniyet Genel Müdürlüğü, Asayiş Daire Başkanlığına bağlı Aile İçi Şiddetle Mücadele Şube Müdürlüğü, ülke çapında aile içi şiddetle mücadelede mevcut hizmetlerin iyileştirilmesinden, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliğinden, şiddete maruz kalan kişiler için tedbirlerin gerçekleştirilmesi ile ilgili güvenlik hizmetlerinin koordinasyonundan sorumludur. Yerelde ise il ve ilçe merkezlerinde polis merkezleri mevcuttur.
Aile içi ve kadına karşı şiddet olaylarına ilişkin polis tarafından yürütülen hizmetleri geliştirmek ve kurumlar arası koordinasyonu sağlamak amacıyla 11 Kasım 2015 tarihinde 81 İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü bünyesinde Aile içi ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Büro Amirliği kurulmuştur.
Ayrıca şiddete uğrayan kadınlar veya şiddete ya da şiddet uygulanma tehlikesine tanık olan kişiler 7 gün 24 saat ücretsiz olarak 155 Polis İmdat hattını arayabilmektedir.
Jandarma Genel Komutanlığı
Merkezde Jandarma Genel Komutanlığı Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Çocuk Şube Müdürlüğü, görev alanı kapsamında mevcut hizmetlerin koordinasyonu ve ilgili kurum ve kuruluşlar ile işbirliğinden sorumludur.
2015 yılı itibariyle (37) İl Jandarma Komutanlığı’nda “Çocuk ve Kadın Kısım Amirliği”, (44) İl Jandarma Komutanlığı’nda “Çocuk ve Kadın Suçları İşlem Astsubaylığı” kadrosu teşkil edilmiş olup; “Çocuk ve Kadın Kısım Amirlikleri”nin 2019 yılının sonuna kadar 81 İl Jandarma Komutanlığı’nda kurulması planlanmıştır. Diğer İlçe ve Jandarma Karakol Komutanlıklarında “Çocuk ve Kadın Suçları İşlem Astsubaylığı” görevi kadroda ikiz olarak görevlendirilen personel tarafından yürütülmektedir.
Ayrıca şiddete uğrayan kadınlar veya şiddete ya da şiddet uygulanma tehlikesine tanık olan kişiler 7 gün 24 saat ücretsiz olarak 156 Jandarma İmdat Hattını arayabilmektedir.
(3)Adalet Bakanlığı
Cumhuriyet Başsavcılığı
6284 sayılı Kanun kapsamında şiddete uğrayan kişiler doğrudan Cumhuriyet Savcılığına başvurabilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle büyükşehirlerde savcılıklar bünyesinde “Aile İçi Şiddet Suçları Soruşturma Büroları” kurulmaya başlanmıştır. Söz konusu büroların görevleri arasında şiddete karşı işlenen suçların soruşturmalarını takip etmek ve sonuçlandırmak, 6284 sayılı yasa kapsamında iş ve işlemleri gerçekleştirmek, önleyici-koruyucu tedbir kararlarının etkin bir şekilde uygulanmasını ve yerine getirilmesini denetleyip takip etmek yer almaktadır.
Aile Mahkemesi
6284 sayılı Kanun kapsamındaki başvurular, Aile Mahkemesi tarafından karara bağlanmaktadır. Şiddet mağdurları Kanundan yararlanmak için bir dilekçe ile Aile Mahkemesine başvurulabilmektedir. Bulunulan yerde Aile Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi yetkili ve görevli mahkemedir.
Adli Tıp Kurumu
Adli Tıp Kurumu şiddete maruz kalan kadınların kolluk kuvvetlerine ya da Cumhuriyet Savcılıklarına başvurdukları zaman sağlık raporu almak için sevk edildikleri kurumdur. Adli tıp kadına yönelik şiddet olgularında şiddet durumunu ve kadına verdiği zararı saptamada çok önemli bir işleve sahiptir.
Aile İçi Şiddet Suçları Soruşturma Büroları
Özellikle büyük şehirlerde savcılıklar bünyesinde Aile İçi Şiddet Suçları Soruşturma Büroları kurulmaya başlanmıştır.
 
Söz konusu bürolar; aile içi ve kadına yönelik şiddete ilişkin işlenen suçların soruşturmalarını takip etmek ve sonuçlandırmak; aile mahkemelerinden önleyici-koruyucu tedbir isteminde bulunmak ve en seri surette bu tedbirlerin ilgili kuruluşlara gönderilmesini sağlamak ve tedbir kararlarının etkin bir şekilde uygulanmasını ve yerine getirilmesini denetleyip takip etmek amacıyla kurulmuştur.
(4) Sağlık Bakanlığı
Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatlanmasında kadına yönelik şiddetle ilgili birimler Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Kamu Hastaneleri Kurumu ve Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü – 112 Acil Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığıdır. Taşra teşkilatında ise İl Halk Sağlığı Müdürlükleri, Kamu Hastaneleri Birliği mevcuttur. İllerde Aile Sağlığı Merkezi-ASM, Toplum Sağlığı Merkezi-TSM, hastaneler kadına yönelik şiddet konusunda hizmet veren kurum ve kuruluşlardır. Hastanelerde özellikle acil servis, Krize Müdahale Birimi, Tıbbi Sosyal Hizmet Birimi önemlidir. Son olarak acil sağlık müdahalesi gerektiren durumlarda, 112 Acil telefon hattı 7 gün 24 saat ücretsiz olarak hizmet vermektedir.
(5)Diğer İlgili Kurum/Kuruluşlar
Barolara bağlı kadın danışma merkezleri, kadın hakları/hukuku komisyonu/kurulu adı altında Medeni Kanun başta olmak üzere, temel yasalarda kadın erkek eşitliğinin sağlanması konusunda çalışmalar yapmakta, kadın hakları ve nereye, nasıl başvurulacağı hususunda yeterli bilgiye sahip olmayan kadınlara ücretsiz olarak danışmanlık hizmeti vermektedirler.
Bünyesinde kadın hukuku komisyonu bulunan baro temsilcilerinin katılımıyla oluşan Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM) aile içi şiddet de dahil olmak üzere, kadınlara karşı yapılan her türlü ayrımcılıktan kaynaklanan sorunlara çözüm getirilmesi için çalışmalar yürütmektedir.
Şiddete uğrayan kadınlara yönelik çeşitli hizmetler, sivil toplum kuruluşlarınca da yürütülmektedir. Bu kuruluşlar tarafından danışma merkezlerinde kadınlara hukuki ve psikolojik destek verilmekte, gerekli hallerde de sığınma evlerinde barınma olanağı sağlanmaktadır.
Kalkınma Bakanlığı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresine bağlı Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM) ise bölgede eğitim, yönlendirme, meslek edindirme vb. konularda kadınlara hizmet sunmaktadır.
 

 [1] 2015-2016 verilerine göre 3-5 yaş grubunda kız çocuklarının net okullaşma oranı örneğin, Şırnak (%24,17), Ağrı (%24,95), Batman (%25,22) olarak gerçekleşirken Edirne (%48,18), Tokat (%48,57), Giresun (%50,23) olarak gerçekleşmiştir.
[2] 2015-2016 verilerine göre kız çocuklarının okullaşma oranı Ağrı’da %47.59, Muş’ta %44.75, Bitlis'te %53,03 iken Rize’de %97.75, Isparta'da %96.59, Amasya'da %94,80’dir.

[3] İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara, Denizli, Antalya, Mersin, Adana, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Samsun, Trabzon ve Malatya. Pilot illerin belirlenmesinde bu illerin nüfus yoğunluğu, kadın konukevi ve ilk kabul birimlerinin bulunması, verilere göre aile içi şiddetin yoğun olarak yaşanması ve emniyet teknik alt yapısının yeterli olması kriter olarak değerlendirilmiştir.
 
 

[1] Komisyon raporu için bkz: Bölüm 1 için:  https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss.717-bolum-1.pdf ; Bölüm 2 için; https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss.717-bolum-2.pdf

Türkiye'de Kadının Durumu (İngilizce)